Geçinemeyenler’in Sözü

#Geçinemiyoruz: Biz Yakarsak Söndüremezler !

2018 Temmuzu’nda Türkiye’de yaşamak dertlerin bininin bir para olması demek. Ekonomik olarak çöktük. Dibe vardık. Hayatımızı kazandığımız paranın değeri yok hükmünde. Teğet geçen küresel krizler hayatımızın içinden geçti.

İşsizlik gün geçtikçe arttı, işi olanlar işsiz kalma tehdidinden her şeye razı olur hale geldiler.

Önce Suriye’deki savaşı memlekete taşıdılar, bombalar hayatımızı altüst etti, yetmedi savaşı büyütmeye Suriye’ye gittiler. Savaşlarla demokrasi taşıyanlar yıktıkları şehirleri yeniden inşa etme hırsıyla birbirlerine girdiler. İnşaat baronları için İstanbul bitti Diyarbakır geldi, Diyarbakır bitti Suriye geldi.

Kâr hırsı için insan öldürmek normalleşti. Soma madenlerinde ölenler “fıtrat” oldu, savaşlarda yerlerinden edilen, sakat kalan, öldürülen milyonlar ulus aşırı silah kartellerinin ve inşaat devlerinin “gider pusulası” oldu. Buna karşılık fatura halklara kesildi.

Savaşı haklı kılmak için düşmanlık lazımdı. Liberal söylemin nadide kavramı toplumsal uzlaşının yerinde yeller esiyor. Biz birbirimize düşman kesilirken, asıl düşmanı unuttuk. Onlar aldı, onlar yedi, onlar yaşadı. Biz ödedik, biz süründük, biz öldük.

Razı olmayanlar susturuldukça, “bu düzen böyle gitmez” diyenler işlerinden edilip zindanlara atıldıkça, öldürüldükçe, düzenden nemalananlar kendi ayaklarına kurşun sıktıklarını fark etmediler. Demokratik mücadele yolları kapandıkça, örgütlü karşı çıkışların imkânları azaldıkça, razı gelmeme hallerimiz radikalleşti. Siyaset yapmanın aracı kendi hayatlarımız oldu.

13 Ocak 2018’de bir inşaat işçisi olan Sıtkı Aydin “geçinemiyorum” diyerek kendini meclisin önünde yaktı. Kendini yakmak hiçbir zaman pasif bir kendinden vazgeçiş değildir. On yıllardır gerek Türkiye’de gerek başka ülkelerde insanlar zulme karşı kendi bedenlerini ateşe verdiler. 1963 Haziranında Budist rahip Thich Quang Duc’un Güney Vietnam yönetiminin Budistlere karşı uyguladığı baskıya karşı sokak ortasında kendini yakması tüm dünyanın gözünün buraya dönmesine sebep olmuştu. 1982 baharında Diyarbakır zindanlarında bedenini ateşe verenler, 1980 darbesinin işkencelerini ortaya çıkarmakla kalmayacaklar aynı zamanda onlarca yıl sürecek bir mücadelenin direnç unsurları haline geleceklerdi. 2010 Aralığında Tunuslu seyyar satıcı Mohamed Bouazizi’nin işsizlik ve polis şiddetine karşı kendini ateşe vermesi Arap İsyanları adıyla andığımız kitlesel halk ayaklanmalarının kıvılcımını oluşturacaktı. 2018 yılında Ankara’dan gelen “geçinemiyorum” haykırışı sadece benzer eylemliliklerle bedenini ateşe vermeye niyetlenen kişilerin eylemleriyle devam etmedi. “Geçinemiyorum” haykırışı aynı zamanda, toplumun farklı kesimlerinden birçok insanın zihninde yankılandı, dertlerine tercüman oldu. Çünkü geçinememek ne sadece geçim derdi ile kısıtlıydı, ne de son yıllara özgü bir olguydu.

“Geçinemiyorum” çok içten bir haykırış, dayanılamaz bir durumun son raddesidir. Bir yandan tükenmişliktir, diğer yandansa var olan koşullara isyandır. #Geçinemiyoruz sözünde kendimizi bulmamızın 2018 Türkiyesi’ndeki toplumsal koşullarla doğrudan bağlantısının dışında; bu sözün içimize değen, kalbimizi sızlatan bir yankısı da vardır. Çaresiz kalmaktır.

Biz bu çaresizlik haykırışını, umutlu bir mücadeleye dönüştürmeye talibiz. Tükenmişliği yeni bir mücadelenin ilk adımı yapmaya niyetliyiz. İşte bu nedenle çıktığımız yolun bu aşamasında bizler de emek mücadelesine kendi yordamımızca katkıda bulunmak, var olan deneyimleri aktararak yeni bir ortaklaşma zemini oluşturmak için; emek gündemini siyasetin gündemine sağlam çivilerle çakmak için gecinemiyoruz.org platformunu oluşturduk.

Amacımız dünyanın dört bir yanında biz %99’uz diyerek meydanlara dökülen milyonlarca emekçinin, öfkelinin, düzen içinde hayatta kalmaya çalışan daha da çoklarının; bu dünyayı kuran, var eden işçilerin kendi sözünü kendi için söylemesi için bir alan açmaktır.

Ayakta kalmasını bize borçlu olan düzenin büyükbaşlarını ilgilendiren tartışmalarla vakit kaybetmenin anlamı yok. Seçimler gelir, seçimler gider; önemli olan “kendi özgücüne güvenen bir işçi hareketini” var kılmak, onun damarlarını beslemektir. gecinemiyoruz.org böyle bir politik hattın savunucusu olarak yayın hayatına başlıyor.

gecinemiyoruz.org borç içindeki kiracılardan ay sonunu getiremeyen işçilere, atanamayan öğretmenlerden kocasından şiddet gören kadınlara, oğlunu savaşta kaybeden annelerden gelecek ve geçim kaygısı içindeki üniversite öğrencilerine, birbirinden çok farklı dertleri olan insanların, bizlerin, sesi olacak.

Yakacağız… ama kendimizi değil; bizi çaresizliğe, tükenmişliğe ve teslimiyete zorlayan düzenin iskeletini…

Unutmayın: “Biz yakarsak söndüremezler!”