Ataması Yapılan Fakat Kararnameleri Gönderilmeyen Öğretmenler Anlatıyor: 20 Bin Tane İnsanın Emeği Var

18 Mart tarihinde 20 bin öğretmenin görevlendirmesi yapıldı fakat ataması yapılan öğretmenlerin sevinçlerini istedikleri gibi yaşayamadılar. 2 aydır kararnamelerinin gönderilmesini bekleyen öğretmenler şuan ne maaş alabiliyor ne de sağlık güvenceleri var. Bu röportajımızda kararname engeline takılan öğretmenlerle yaşadıkları sorunları konuştuk.

Röportaj: Merve Yetkin

18 Mart 2020 tarihinde Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 20 bin öğretmenin ataması yapıldı. Bu haberi Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çankaya Köşkü’nde düzenlediği basın toplantısında öğretmenlere ‘müjde’ vererek duyurmuştu. Fakat o müjdeli habere atanan 20 bin öğretmen ne yazık ki sevinemedi.

Koronavirüs (Covid-19) tedbirleri kapsamında öğretmen atamaları yapılmadan birkaç gün önce okullar kapatılmıştı. Böylece ataması yapılan 20 bin öğretmenin kararnameleri de okullara gönderilmedi. Kararnameleri gönderilmediği için özlük haklarını alamayan öğretmenlerin, alamadıkları maaşlarının yanı sıra sağlık güvenceleri de yok.

Konuyla ilgili defalarca açıklamalarda bulunan Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, kararnamelerin gönderilmeme sebebi olarak okulların kapalı olmasına işaret etmişti. ‘Haziran belki okullar açılır, bizim de kararnamelerimizi gönderirler’ diyerek umut içinde bekleyen 20 bin öğretmene bu sefer Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan geldi. Eğitim-öğretim yılının bu sene için sona erdiğin duyuran Erdoğan, yeni eğitim-öğretim yılı için Eylül ayını işaret etti.

Ataması yapılan birçok öğretmen şuan işsiz. Kararnamelerinin bir an önce gönderilmesini bekleyen öğretmenler kazanılmış olan özlük haklarını talep ediyor.

KPSS’ye hazırlanmak için 2 sene boyunca dershaneye giden ve okul öncesi öğretmeni olarak atanan Sultan, sınava hazırlanma sürecini şu sözlerle anlattı:

“Benim bölümümde çok fazla materyale ihtiyaç olduğu için bölüm bile başlı başına maliyetli oluyor. Okul içerisinde de, stajda da yaptığımız her şeyin parasını kendimiz karşılıyoruz. Benim bir haftalık staja gittiğim zaman bunun bana maliyeti haftalık aşağı yukarı 100 lira oluyordu. Aynı zamanda iki yıl boyunca kursa gittim ve bunun parasını kendim karşıladım. Benim bir günde hem staja hem okula hem de kursa gittiğim günler oldu. Aktarmalarla birlikte bir günde 12 kere otobüse biniyordum. Sabah 7’den akşam 9’a/10’a kadar dışarıda vakit geçiriyordum. Öyle olunca da günde üç öğün dışarıda yemek zorunda kalıyordum ve bunları kendi cebimden harcıyordum. Dershanenin verdiği kaynaklar çok yetersiz kalıyordu, sınav sisteminin getirdiği sisteme ayak uydurabilmek için her ders için kaynak almam gerekiyor. Alanım gereği 20’ye yakın dersim vardı. En maliyetli olan kısımlar buralarıydı. Dışarıda bir şeyler yiyip içmek zorunda kalmak, dershane parası ve ek kaynak paraları.”

“Devletin Kısa Çalışma Ödeneği İçin Şu Kadar Gün Diye Sınırlı Tutmaması Gerekiyordu”

Sınavdan sonra 9 ay kadar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi’nde ücretli öğretmenlik yaparak dershane taksitlerini ödemeye çalışan Sultan, Kısa Çalışma Ödeneğinden de yararlanamadığını belirtti:

“ Kısa Çalışma Ödeneğinden yararlanacaktım ama son 3 yılda 450 günün olması gerekiyormuş yararlanabilmek için benin 500 günüm var ancak son 3 yılda olmadığı için kısa çalışma ödeneğinden yararlanamıyorum. Şuan da aldığım maaş 550 lira iş-kur üzerinden değil SGK’dan yatırdılar. Devletin son 3 yılla şu kadar gün diye sınırlı tutmaması gerekiyordu. Yeni mezun olup çalışmaya başlayanları kapsamıyor böyle olunca. Böyle bir kriter koymamaları gerekiyordu. Virüs herkese vurdu sonuçta. ”

Alacağı ilk maaşla bile hangi borcu ödeyeceğini hesaplayan Sultan öğretmen “Sonuçta yeni mezunum ve kenarda birikmiş param yok. Öyle bir şansımızda olmuyor.” Diyerek bu süreç boyunca yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

“KPSS’den geçer not aldıktan sonra da çevremdeki insanların ‘dikkat et de mülakatta elemesinler’ demeye başladı. Mülakatlarda  birçok haksızlıklar oldu bugüne kadar, duyuyoruz. Ben kendime güveniyordum, ama bunun gibi söylemler psikolojik olarak yoruyordu. Ben zaten çok güzel bir eğitim almıştım.

“Sonuçta Yeni Mezunum Kenarda Birikmiş Param Yok”

Ama maalesef ki bunu tekrar tekrar KPSS ile sonrasında mülakatla sürekli bir sınamaya tabi tutuluyorlar. Bunu da doğru bulmuyorum insanın psikolojisini sürekli çökertiyor. Sana bunu sürekli bir merdiven, bir basamak gibi gösteriyor. Dedim ki mülakatta bitti, tercihlerimi yaptım. Okulum, her şeyim belli oldu. Bir sürü plan yapmıştık bütün arkadaşlarım 18 Mart sonrası bir sürü insan işinden ayrıldı. Ben de işimden ayrılabilirdim. 3 gün sonrası için bile planlar belliydi. Tek tek kredi karttı ödemelerimi bile nasıl yapacağımı, maaşımla neyi nasıl öderim, hangi ihtiyacımı nasıl alacağımı gibi hesaplamıştım. Sonuçta yeni mezunum ve kenarda birikmiş param yok. Öyle bir şansımızda olmuyor.”

Sınavdan sonra ailesinin yanında yaşamaya başlayan Matematik öğretmeni Recep ise bu süreci şu sözlerle değerlendirdi:

“Bir buçuk ay oldu, normalde nisan gibi başlarız diye düşünüyorduk, Mayıs’ın ortasına geldik. Tamamı verilmese bile kendim için değil de diğerleri için düşünüyorum bazılarımızın çok fazla ihtiyacı var. Sigortası dahi yok, bir geliri yok. Kendi arkadaşım var mesela Malatya’da ben ücretli yaptım o hiç bir şey yapmadı herhangi bir geliri yok, aylardır bekliyor başlayacağız diye. Dediğim gibi küçük bir şey yapılabilir, biz ücretli çalışıyoruz maaşımızı alıyoruz, onun karşılığını da bir yerde hizmet olacak vereceğiz sanırım. Onlar için de şu an bir miktar maaş verilip bunu ilerden düşebilirler.”

Şubat Atamasını Mart’ta Yapıldı

Ataması yapılan 20 bin öğretmenden biri olan Ceylin ise sınıf öğretmeni. 2 sene boyunca sınava hazırlandığını belirten Ceylin, üniversite yıllarında aldığı KYK kredisi ile geçinemediği için ailesinden destek aldığını belirtti.

“Ben üniversitemin üçüncü senesinde dershaneye gittim KPSS’ye hazırlanmak için. Tabii bu da artı bir para oldu. Okulum dershaneye yakın olmadığı için hep dolmuşa biniyordum. Hep dışarıda olduğum için yemesi içmesi, kitap parası ekonomik bir külfet idi. Sınav Temmuz ayının sonundaydı, sınava kadar eve gitmedim yurtta kaldım. Bunların hepsi para sonuçta. KYK kredim vardı ama KYK tüm bunların hepsine yetmiyor. Ekonomik olarak ailemden destek aldım bu süreçte. Aslında biz Şubat ataması bekliyorduk, takvimi çok geç yayınladılar.”

“Haksız Kazanç Denilmesine Kesinlikle Katılmıyorum”

Yeni Şafak yazarı Mehmet Acet, Twitter üzerinden yaptığı paylaşımda ataması yapıldığı halde özlük haklarını alamayan öğretmenlere ilişkin “Bir gün bile çalışmadan gelsin maaşlar diyorsanız bunun adı ‘haksız kazanç’ değil midir?” ifadelerini kullanmıştı. Daha sonra öğretmenler, Twitter’da #HaksızKazançDeğil16YıllıkEmek hashtag eylemi gerçekleştirmişti. Öğretmenlerin taleplerini haksız kazanç olarak nitelendirenlere karşı konuşan Ceylin şu sözleri söyledi:

“Şuan hiçbir gelirim yok. Belli bir yaştan sonra aileden para istemek zor yani.

Kesinlikle haksız kazanç değil istediğimiz. Uzaktan eğitim sürecinde bile bazı kişiler öğretmeler için ‘oturdukları yerden para alıyorlar’ diyor. Hiçbir öğretmen oturduğu yerden para almıyor. Şuan EBA’ya girip canlı ders anlatıyor. Her öğretmenin kaç saat EBA’ya girdiğini, hangi ilde en çok EBA’ya giriş yapıldığını görebiliyorsun. Haksız kazanç diyorlar ya ben buna kesinlikle katılmıyorum. Ben o sınava çalıştım. Bu süreçte maddi ve manevi bir sürü zorluk yaşadım. Şimdi atandım. O zaman bir karşılığını almalıyım. İnsanla mesleğini icra etmek zor bir çocukla mesleğini icra etmek daha zor. Atandığım okulda sınıf mevcutları 30-35 kişiymiş. Yeni Şafak’taki gazetecinin söylediklerini kesinlikle doğru bulmuyorum.”

“20 Bin Tane İnsanın Emeği Var”

“Atandım ama atandığımı hissedemedim” diyen Büşra öğretmen de sınıf öğretmeni olarak atanan 3007 öğretmenden biri. Beklemekten başka yapacak bir şeyimiz yok diye Büşra, “20 bin tane insanın emeği var. Üniversitede geçen 4 yılı geçtim, kaç yıldır okuyorsun, bir yerlere gelmek için çabalıyorsun, ailenden zar zor para alıp dershaneye gidiyorsun. Sınava giriyorsun, atanıyorsun tam ‘oh şükür’ diyorsun virüs çıkıyor. Virüs de seni vuruyor.” diyerek ekledi.

Okul öncesi öğretmeni olan Gözde, üniversite yıllarında abisi ile birlikte aynı evde kalmış. Evin giderlerini (kira, fatura vb.) abisi karşılasa da dershane ücretini, kitap masraflarını, staj için kullanılan materyallerin ücretini aldığı KYK bursu ile karşılayamadığı için kısa süreli çeşitli işlerde çalışmış.

“Dershane param her ay 300 liraydı. Annemler bana para gönderiyordu her ay 500 lira. Bunun 300 lirası dershane taksitine gidiyordu, 200 lirası bana kalıyordu. Bir de burs alıyordum 500 lira. Haftada kesinlikle üç gün dershaneye git gel yol parası veriyordum. Günde 5 liradan en az yol parası harcıyordum. Dershaneye gittiğim günlerde dışarıda yemek yemek zorundaydım. Bunlar hepsi ayrı ayrı para sonuçta.”

Sınava az bir zaman kala abisi işten çıkarıldığı için iş aramaya başlayan Gözde sınavdan çok 1 ay sonra kirayı nasıl ödeyeceğim diye düşünmeye başladığını belirtti.

“İlk sınava girdim çıktım. Sonra iki hafta sonra alan sınavına girecektim ve bu sınava girene kadar da ciddi bir iş arayışı içerisindeydim. İş arayışı da çok yıpratıcı bir şey, her gün iş görüşmesine gideceksen giyiniyorsun, hazırlanıyorsun, gidiyorsun, yol parası harcıyorsun, zamanını harcıyorsun, geri dönüyorsun tekrar yol parası harcıyorsun ve elinde sıfır. Hem masraf yapıyorsun hem de sana geri dönüşü olmuyor. Ve bunu her gün yaptığını düşün, her gün cebinden eksi 5 lira çıktığını düşün. Hiçbir şey yokken. Hani hem sınava çalışacak zamanını harcıyorsun hem de paranı harcıyorsun. Daha sonra işte dediğim gibi ilk sınava girip çıktıktan sonra da 1 hafta iş aramaya devam ettim.”

“Neden Kazandığım Bir Sınavın Sonucunda Hakkımı Almayayım?”

Sınavdan sonra abisinin iş gereği şehir dışında yaşamaya başladığını söyleyen Gözde, kirasını faturasını ödeyebilmek için tekrar işe aramaya başladığını belirtti. Daha sonra bir rehabilitasyon merkezinde çalışamaya başlayan Gözde, 1 ay kadar çalıştıktan sonra koronavirüs nedeniyle merkez kapanınca işten ayrıldı. Bu süreçte başka bir arkadaşının evinde kalan Gözde, özlük haklarını sonuna kadar hak ettiğini belirterek şunları ekledi:

“Talebimizin haram olarak değerlendirilmesini doğru bulmuyorum. Ben bu sınava çalıştım, bu sınava emek verdim. Kendimizden, vaktimizden, paramızdan verdik. Üstüne üstlük sınava girip aylarca bekledik. Ben hak ettiğimizi düşünüyorum. Neden kazandığım bir sınavın sonucunda hakkımı almayayım? Ben neden hayatımı parasız pulsuz geçireyim? Benden 1 yıl önce atanmış öğretmen maaşını alırken, yazın rahat bir şekilde geçirirken ben neden parasız pulsuz kalayım? Neden 23 yaşımda babamdan harçlık almak zorunda kalayım hem de bir sınavı kazanabilmişken?”