Cadılara Çekiç İşler mi? – Jülide Kayaş

Resim: "Cadı Sabbatı Sırasında Tahtında Oturan Şeytan," klişe baskı, 18. yy, Bartholomaeus Spranger (Kaynak: Wellcome Collection)

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nü geride bıraksak da; bu mücadele gününe ve mücadeleye ihtiyacımız baki. Bu amaçla, gecinemiyoruz.org’da eril şiddet meselesini farklı perspektiflerden ele alan yazılarla 25 Kasım’ı gündemde tutmayı mücadelenin bir veçhesi olarak görüyoruz. Bu dosya kapsamındaki ilk yazı, kadınlara karşı şiddetin en kurumsal ve en şiddetli örneklerinden biri olan cadı avları üzerine. Günümüzde kadına karşı uygulanan şiddete, Erken Modern Dönem Avrupası’nın mirası ve izleri üzerinden bakmak, kadına yönelik şiddeti ifşa etmenin ve buna karşı mücadelenin temel unsurlarından biri olabilir.[1]

Geçtiğimiz günlerde, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’e, rakibi Joe Biden ve ailesini soruşturması durumunda ABD’nin ülkesine yardım edeceğini söylediği iddiası üzerine ABD Kongresi’ndeki demokratlar tarafından Trump için bir azil soruşturması başlatıldı. Bunun üzerine Trump, hakkında açılan soruşturmanın Amerikan tarihinde görülmüş en dehşet verici cadı avı olduğunu iddia ederek, ava derhal son verilmesi çağrısında bulundu.  Kadınlara yaklaşımı en yumuşak ifadesiyle irkiltici olan, kendi ifadesinden, onları canı istediği anda bacak aralarını kavrayabileceği varlıklar olarak gördüğü anlaşılan Trump, köşeye sıkıştığında cadı avı metaforuna sığınıyordu.[2] Kadınlar da boş durmadılar, Trump karşıtı gösterilerde Trump’ın balmumundan heykellerini keyifle şişlediler.[3]

Kavramları keyfine göre kullanıp anlamlarını alt üst eden Trump’ı bir kenara bırakacak olursak, günümüzde muhaliflerin sindirilmesine ya da imha edilmesine yönelik operasyonları anlatmak için kullanılan cadı avı ifadesinin ne yazık ki tarihte acı ve ıstırap dolu bir karşılığı var. 1450-1750 yılları arasında Avrupa’da, 80 bin kişi cadılıkla suçlanarak yargılandı; 35 bin kişi öldürüldü. Öldürülenlerin çoğu kadındı.[4]

Tarihin her döneminde sihir ve büyü inancı, dolayısıyla “cadılar” var olmuştu. Temel meselesi hayatta kalabilmek için doğa üzerinde hâkimiyet kurmak olan insanlar için, doğa aynı zamanda doğaüstü demekti çünkü. Ormanda hangi otun hangi hastalığa iyi geldiğini bilen şifacı kadınlar hep vardı ve zaman içinde bu kadınların isterlerse yağmur yağdırabileceklerine ya da gelecekten haber verebileceklerine de inanıldı. Hıristiyanlıkla birlikte işin içine şeytan karıştı, durum birkaç yüz yıl sonra çetrefilleşmeye başladı. Artık büyü ya da sihir, doğrudan şeytana hizmet etmekle bir görülüyor, eskinin bilge ve şifacı kadınlarının şeytana hizmet ettiğine inanılıyordu.

15. yüzyılda Avrupa’da, özellikle de İngiltere’de çitlemeler genelleşmeye başladı; ortak tarım alanları güçlü ve varlıklı kimseler tarafından çevrilerek özel mülkiyete dönüştürüldü. Bu, etkileri yüzyıllar sürecek bir yoksulluk ve açlık dalgasına yol açtı. Yaşananlara en çok itiraz edenler, çoğunlukla yalnız yaşayan yaşlı kadınlardı, çünkü topraklarından atılan ve açlığa mahkum edilenler ilk önce onlar oluyordu. Sivri dilli, beddualarını sakınmayan ve çitlemeler başlamadan önceki ortak kullanım alanlarını çok iyi bilip hatırladıklarından, kurulmak istenen yeni düzen için potansiyel bir tehdit unsuru olan bu kadınların çoğu cadı olmakla suçlandı, köylerinden sürüldü. Kadınların doğayla, üretimle ve birbirleriyle olan ilişkilerinden kaynaklanan ve kökeni yüzyıllar öncesinin öğretilerine, neredeyse mitlere dayanan, cadıların geceleri toplanıp ayinler yaptıkları, bebekleri yedikleri, ürünlere ve hayvanlara büyü yaparak kıtlığa yol açtıkları inancı ise giderek güçlendi, cadı mahkemelerinin önü açıldı.

Cadı avlarının yaygınlaşmasına, tarihin en çok basılmış kitaplarından birisi, Malleus Mallifecarum, yani Cadıların Çekici sebep oldu.[5] Üç yüzyıl boyunca süren cadı avlarında rehber olarak kullanılan ve uygulama kitabı vazifesi gören kitabın isminde bahsi geçen çekiç cadılara ait değildi; tam tersine, bu çekicin cadıları ortadan kaldırması öngörülüyordu. Kitap, veba salgınları ve kıtlık nedeniyle felaketler yüzyılı olarak da anılan 15. yüzyılın sonlarında, 1486’da Papa VIII. Innocentus’un özel bir papalık izni vermesiyle iki Dominikan rahibi, Johann Sprenger ve Heinrich Kraemer tarafından yazılmıştı. Heinrich Kreamer’in 1485’te cadı olduğunu iddia ederek mahkeme karşısına çıkardığı bir kadının serbest bırakılması, kitabı yazmasında ayrıca bir motivasyon kaynağı olmuştu.

Kitap bir cadının nasıl tanınacağını, nasıl sorgulanacağını, cadı olduğunu itiraf etmesi için uygulanacak yöntemleri ve en sonunda nasıl infaz edileceğini ayrıntılı ve hassas bir incelikle anlatıyordu. Cadıları tanımak ya da bir kadının cadı olup olmadığına karar vermek çok zor değildi aslında! Birisi artık karısını ya da kaynanasını hayatında istemiyorsa onun cadı olduğuna dair bir söylenti çıkarması, hatta doğrudan ihbar etmesi yeterliydi. Sadece köyün dışında tek başına yaşayan çirkin kocakarılar değildi cadı avının kurbanları. Cazip ve güzel kadınlar da erkekleri baştan çıkarıp tanrının yolundan uzaklaştırdıkları için suçlanabiliyordu. Cadılar, iradesi zayıf, cinsel iştahı güçlü kadınlar olarak görülüyor; erkekler cinsel hayatlarını serbestçe yaşarken, kabul görmeyen bir hamilelik kadının dünyevi hazlar peşinde koştuğuna işaret ediyordu. Kadınları ağır işkencelerden ve mutlak bir ölümden kurtarmak için kürtaj olmalarına yardım eden ebeler ve onlarla birlikte hareket eden diğer kadınlar, cadı avlarının hedefleri arasındaydı. Sadece iffetsiz kadınları korumaları değildi bunun sebebi. Cadı avını yürütenlerin gözünde kürtaj ve doğum kontrolü, savaşlar ve salgın hastalıklarla azalan nüfusun artmasına da engel oluyordu. Palazlanmaya başlayan kapitalizmin kölelere ihtiyacı vardı, bu da kadınların evlere kapatılması ve çocuk doğurmasıyla mümkündü. Kadına artık yeni toplumsal roller yüklenmişti, bunun dışına çıkması ölümle cezalandırılıyordu.

Yol üstünden çekilmesi istenen kadınların cadı olduğunun iddia edilmesi yeterli değildi; ama onlara cadı olduklarının itiraf ettirilmesi şarttı. Cadılar şeytana hizmet ettikleri için, diğer günahkâr Hıristiyanlardan farklı olarak, nedamet getirerek günahlarından arınamazlar, asla cennete gidemezlerdi. Ancak cadı olduklarını itiraf edip yakılmaları, her iki dünyayı da onların varlığından arındırırdı. Cadıların Çekici’nde, kadınları itirafa zorlamak için kullanılan işkence yöntemlerine bir standart getirilmiş, cinsel sadizm uygulamaları sıradanlaşmıştı. Örneğin, cadıların bedeninde şeytanın izini bulmanın yolu, kadını çırılçıplak soyup tamamen tıraş ettikten sonra vücudunun her yerine iğneler ve şişler batırmaktı. Bütün köyün huzurunda, bu iş için özel olarak tasarlanmış araçlarla uygulanan bir diğer sorgulama yöntemi de cadı kadını suya daldırmaktı. Kadın boğulmazsa cadı olduğuna karar veriliyor ve yakılarak öldürülüyor, boğulursa cadı olmadığına ama ruhunun kurtulduğuna ve cennete gittiğine inanılıyordu.

Bu dönemde cadı avları için kimi yerlerde özel birlikler kuruldu. Köy köy dolaşan bu birlikler, gittikleri yerlerin idarecileri ya da kadınların ailelerinden kalan topraklarını ellerinden alarak varlıklarını daha da artırmak isteyen zenginler tarafından finanse edildiler. Cadı avları bir geçim kaynağı haline geldi. Kadınlarsa, gözlerinin önünde gerçekleşen kıyımın sebep olduğu korkuyla, dayanışma hissinden uzaklaşmaya başladılar; gittikçe daha itaatkâr, daha sessiz oldular.

Fotoğraf: “Malleus Maleficarum [Cadıların Çekici],” 1669 baskısı, kapak sayfası (Kaynak: British Library)
Yaklaşık üç yüzyıl boyunca on binlerce kadının korkunç acılar çekmesine ve ölmesine neden olan cadı avları 18. yüzyıl sonlarında sönümlendi, yasal olarak sona erdi. Görünürde Cadıların Çekici’nin hükmü kalmadı belki; ama tarihin sayfaları, çevrilince yepyeni şeyler anlatmaz çoğu zaman. Eskinin mirasını ve izlerini taşır. Yerini yazılı olan ve olmayan yasalarla korunan yeni düşmanlıklara, yeni savaşlara bırakan cadı avları, günümüzde hem fiilen hem de biçim değiştirmiş ve daha da içselleştirilmiş bir şekilde devam ediyor.

Birleşmiş Milletler raporlarına göre 1990’lardan bu yana özellikle de Afrika ve Hindistan’da cadı avları geri döndü.[6] Yoksulluk, dayanışmanın çözülmesi, yetersiz beslenme ve sağlık sistemlerinin çökmesi, büyü inancının her zaman güçlü olduğu bu bölgelerde cadı avlarının canlanmasındaki önemli etkenler oldu. Hindistan Ulusal Suç Kayıtları Bürosu’nun verdiği rakamlara göre Hindistan’da, 2000-2016 arasında 2500 kişi cadı olduğu iddiasıyla işkence gördü ve öldürüldü. Kimi eyaletlerdeki linç ve cinayetlerin sebebi cadılıkla ilişkilendirilmediği için bu sayı aslında daha fazla olabilir.[7] Gana’da ise cadı oldukları iddiasıyla köylerinden kovulan yaklaşık bin kadın, çocuklarıyla birlikte kalabildikleri cadı kamplarında yaşıyor. Bazı Avrupalı ve Amerikalı STK’lar bu kampların kaldırılmasında ısrar ederken kamplarda yaşayan kadınlar kampları hapishane değil, sığınak olarak görüyor. Kamptan çıkarlarsa öldürüleceklerinden korkuyor.[8] Tanzanya, Kongo, Kenya ve Papua Yeni Gine’de de durum farklı değil. Her yıl binlerce kadın cadı olduğu iddiasıyla dövülüyor, işkence görüyor, öldürülüyor. Yine yalnız ve yaşlı oldukları, güzel ve baştan çıkartıcı oldukları, haklarını aramaya kalktıkları ya da mal varlıkları için saldırıya uğruyor bu kadınlar.

Tıpkı, yine Birleşmiş Milletler raporlarına göre 2017’de öldürülen 87.000 kadın gibi. Bu kadınların yarıdan fazlası, yani her gün 137 kadın, eşleri, sevgilileri ya da ailelerinden birisi tarafından öldürüldü. Avrupa’nın gelişmiş ülkeleri bu kırımdan uzak değiller; hatta istatistikler yakın çevrelerindeki erkekler tarafından öldürülen kadınların oranının giderek arttığını gösteriyor. Şubat 2019’da Fransız kadınlar kadın cinayetlerini protesto etmek için sokağa çıktılar. 2017 yılında İngiltere’de 139, Fransa’da 130, Almanya’da 147 kadın öldürüldü.[9]

Türkiye’de, 2019’un ilk yedi ayında 245 kadın, erkekler tarafından öldürüldü. 2015’te 303, 2016’da 328, 2017’de 409, 2018’de ise 440 kadın cinayete kurban gitmişti.[10] Google’a “ocak kadın ci” yazdığınızda cümleniz “Ocak ayında işlenen kadın cinayetleri” olarak tamamlanıyor, devamında sanki TÜFE/ÜFE oranından söz edilirmiş gibi, ocak ayında kaç kadınının öldürüldüğü bilgisi geliyor. Kadın cinayetleri o kadar sıradan, o kadar olağan artık…

Boşanmak istediği ya da boşandığı için; sevgilisinden ayrılmak istediği ya da ayrıldığı için öldürülüyor bu kadınlar, onları “çok seven,” “öldüresiye kıskanan” erkekler tarafından. Çalışmak istediği, kocasına, aile büyüklerine, törelere karşı çıktığı için öldürülüyorlar. Çalışmaya başlasa bile bunların gölgesi peşini bırakmıyor. Örneğin servis şoförünün yanındaki koltuğa oturması bile öldürülmesine yeter sebep oluyor.[11] Çünkü en temelinde, bu kadınlar itaat etmiyorlar, kendilerine sunulandan fazlasını talep ediyorlar; tıpkı yüzlerce yıl önce topraklarına el konulduğu için diklenen, hayatını ve cinselliğini istediği gibi yaşayan, kürtaj ve doğum kontrol yöntemleriyle bedeni üzerindeki haklarını korurken cadılıkla itham edilen kadınlar gibi.

İyi ki cadı avları sona erdi cümlesini geçersiz kılan bir başka uygulama, cadı avlarının temel sebeplerinden birisini devam ettiren kürtaj karşıtı yasalar oldu her zaman. Fransa’da kürtaj 1920’de yasaklandı. 1930’da giyotinin son kurbanı, 27 kadının kürtajına yardım eden Marie-Louise Giraud oldu. Fransızlar kürtajı 1942’de “devlete karşı işlenen suç” kapsamından çıkardılar ve kürtaj ancak 1975’te yasal olabildi. İrlanda’daki kürtaj yasağı 2018’de yapılan referandumla kalktı. Brezilya, Şili, Meksika, Kolombiya, Dominik, Malta’nın da aralarında olduğu 68 ülkede ve Amerika Birleşik Devletleri’nin bazı eyaletlerinde kürtaj sert yaptırımlarla yasaklanmış durumda.

Cadı avları bu şekilde biçim değiştirerek, kadınları sindirmeye ve toplumsal hayattan tamamen silmeye her zamankinden de kararlı bir şekilde sürerken, 1890’larda filizlenmeye başlayan ve 1920’lerin “yeni kadın” hareketiyle güçlenen bir iade-i itibar söz konusu cadılar ve cadılık için.[12] (10) Cadı imgesinin çirkinden güzele, şeytanın hizmetkârı olan kötücül kadından, toplumun kurallarıyla uzlaşmış ve topluma itaat eden “tatlı” cadıya dönüşmesini takiben, cadılık hiç de uzlaşmacı olmayan, aykırı ve dikbaşlı kadınları simgelemeye başlıyor yeniden.[13]

Dört yüzyıl önceki kadınlar, tanık oldukları vahşet ve zulüm karşısında dehşete kapılmış, çoğu zaman boyun eğmek zorunda kalmıştı. Şimdi de şiddetini giderek artıran, dünya çapında bir kadın kırımı yaşıyoruz. Ancak tarihin sarmalı ilerliyor ve kadınların sesi her zamankinden daha güçlü ve cesur çıkıyor. Türkiye’de birçok kadın örgütü taleplerini dile getirip, tacizler karşısında sessiz kalmıyor örneğin.  Bu örgütlerden bazıları isimlerinde ya da kullandıkları sloganlarda cadılığa sahip çıkmaktan çekinmiyorlar.[14] Geleneksel 8 Mart ve 25 Kasım yürüyüşlerine katılım bütün engellemelere rağmen her sene artıyor. Akademik düzlemdeyse kadın araştırmaları konusunda yapılan tez çalışmalarının sayısı ve konu çeşitliliği heyecan uyandırıyor.[15] Taleplerinin haklılığına inanan, ne istediğini bilen ve politik varlığını inşa eden kadınlar, dünyanın dört bir yanında geçmiş kuşakların deneyimlerini kuşanmakla kalmıyor, varoluşlarına dair yepyeni sorgulamalar, tartışmalar üretiyorlar, politikayı yeniden biçimlendiriyorlar.

Kim bilir, dünya bir gün, “Yakamadığınız cadıların torunlarıyız” diyen gözü kara kadınlar ve kadın dayanışması sayesinde yerinden oynayacak belki de!

 

Dipnotlar

[1] Özgen Berkol Doğan Bilimkurgu Kütüphanesi’nde yapılan Kadının Peşinde: Bilimkurgu ve Fantastiğin Gayrimeşru Tarihi söyleşi dizisinin “Cadılar” bölümünde, bu yazıda yapılan tartışmaların bir kısmı ele alınmıştır.

[2] Çok değil birkaç sene önceyse, Trump’ın ipi göğüslediği başkanlık seçimindeki diğer aday Hillary Clinton, rakipleri tarafından yeşil suratlı, kanca burunlu, çirkin bir cadı olarak resmedilmişti. https://www.patheos.com/blogs/panmankey/2016/11/hillary-clinton-as-a-witch/

[3] https://www.wired.com/story/trump-witches/

[4] Cadı avları ile tarihi bilgilerde iki kaynak temel alınacaktır. Akın, Haydar (2001). Ortaçağda Cadılık ve Cadı Avları, Ankara: Dost Kitabevi ve Federici, Silvia (2019).Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar, İstanbul: Otonom Yayınları.

[5] http://www.malleusmaleficarum.org/

[6] https://www.ohchr.org/EN/NEWSEVENTS/Pages/Witches21stCentury.aspx

[7] https://www.un.org/development/desa/ageing/wp-content/uploads/sites/24/2019/09/Witchcraft-in-India-WEAAD-6-June-2019-compressed.pdf

[8] https://www.bbc.com/news/magazine-19437130

[9] https://www.unodc.org/documents/data-and-analysis/GSH2018/GSH18_Gender-related_killing_of_women_and_girls.pdf

[10] http://kadincinayetlerinidurduracagiz.net/kategori/veriler

[11] https://www.evrensel.net/haber/390050/serviste-soforun-yanina-oturdu-bahanesiyle-esini-olduren-erkek-tutuklandi

[12] https://americanhistory.si.edu/ru/blog/new-woman-meets-old-witch

[13] https://wagingnonviolence.org/2012/10/the-day-they-levitated-the-pentagon/

[14] Kampüs Cadıları isimli üniversiteli kadın grubu buna örnektir.

[15] http://kadineserleri.org/wp-content/uploads/2018/09/Tezler-Son.pdf