Çöpten Bir Hayat* – Caner Bostancı

"Çöpten Bir Hayat" Belgeseli (2014)

Göğü gıdıklayan binalar, yılan gibi kıvrılan tramvaylar, ışıklı sahiller, toplu konutlar, gecekondular, lokantalar, taksi durakları, devlet daireleri, insan seli taşıyan yürüyüş yolları, iskeleler; nüfusu milyonlara ulaşan koca bir kent: İzmir. Körfezin etrafında dağlara doğru ilerleyen ve dağları aşan ülkenin en kalabalık 3. kenti olmakla beraber bu nüfusu bünyesinde barındıracak mecali kalmamış bir kent aynı zamanda. Çözülememiş birçok altyapı yetersizlikleri, ulaşımın kalitesiz ve pahalı olması, artan konut fiyatları, risk altındaki yeşil alanlar, işsizlik, güvencesizlik, geçinememek, pahalılık kentin vitrini arkasında çıkan kamburu olmuş durumda.

Harmandalı Katı Atık Depolama Alanı

Kent merkezinin dağları aşan kısımlarına doğru tüm kentin çöplerinin toplandığı bir bölge var. Çiğli sınırları içerisinde yer alan Harmandalı Katı Atık Depolama Alanı kentin evsel ve evsel nitelikteki endüstriyel tüm atıklarının tek merkezde toplandığı yer. Açıldığı ve planlandığı yıllar için kenti ve doğayı şimdiki kadar tehdit etmediği aşikar. Ama büyüyen kent çöplüğün etrafını çevrelemiş, aynı zamanda artan nüfus ve endüstrileşme ile toplanan atık birçok sorunu peşi sıra getirmiş. Patlama riski bulunması, zaman zaman kilometrelerce yayılabilen kokusu, sivrisinekler, çöp kamyonlarının yerleşim yerleri içinden geçişi bu sorunlardan bazıları.

Bir yandan da büyüyen çöplük etrafında enformel bir ekonomik alan oluşmuş. Vahşi depolama yöntemi ile hiçbir ayrıştırmaya tabi tutulmadan biriktirilip üzerine toprak atılan atıklar çok sayıda insan için geçim sağlanacak bir kapı olarak görülmüş. Katı atık depolama tesisinde kurulan ayrıştırma tesisinin kısa sürede kapanmasından sonra tesise dışardan küçük gruplar katı atık toplamaya girmeye başlıyor. İlk başlarda izin verilmese de ilerleyen süreçte yerel yöneticiler tarafından atık işçilerine göz yumuluyor. Bugün depolama alanına günlük 3500 ton atığın depolandığını biliyoruz. Birçok farklı bölgeden, farklı kimliklere sahip yüzlerce emekçi dökülen bu çöpten geçimini sağlamak için buraya çalışmaya geliyor.

Kentin her köşesinden gelen çöp tırları ve kamyonları depolama tesisine girip iskele diye tabir edilen alana çöplerini boşaltıyor. Boşaltılan çöpün etrafını saran onlarca insan ise plastik, pet, bakır, demir gibi geri dönüşüm değeri olan maddeleri toplamak için yığının üstüne çıkıyor. Tabloyu görünce içine de giriyor diyebiliriz. Atom diye tabir edilen farklı ebatlara sahip büyük çuvallara geri dönüşüm malzemeleri biriktiriliyor. Çalışma saatleri değişkenlik gösterse de çöp genelde sabahın erken saatlerinden akşam 6-7’ye kadar toplanıyor. Gece çöp kamyonları gelmeye devam ettiği için gece çalışmayı tercih edenler de var.

İş bitiminde ya da iş sırasında dolan atomları almak için depoculara ait sivil kamyonetler depolama tesisine gelir. Bu kamyonetler, kendisine çalışan atık işçisinin topladığı malzemeyi deposuna götürüp tekrardan ayrıştırır. Bunun gibi 10 ila 15 arasında depo çöp ekonomisine dahildir. İşçiler bir depocuya çalışır. Bir depocuya çalışan işçi sayısı mevsimine göre değişiklik gösterse de 10 ila 30 arasındadır. Depocu toplanan malı ya kendi büyük geri dönüşüm tesislerine götürür ya da fabrika malı almaya gelir.

Çöplük hem depocular hem de işçiler için birbirlerine karşı bir mücadele alanına dönüşmüş durumda. İşçiler arasında en iyi kamyonu kim alacak, atığın iyisini kim toplayacak mücadelesi sürerken, depocular arasında da her türlü rekabet var. Bu gerilim kimi zaman ölümlü kavgalara kadar gidebiliyor. Şehir vitrininin adab-ı muaşeret kuralları yerini çatışmalı bir ekmek kavgası ortamına bırakmış.

Bölgenin yerlileri en çok söz hakkına sahip ve istedikleri yerden atık toplayabilirken sonradan gelenler bu tercihlerden mahrum bırakılıyor. Hatta sonradan “gurbetçi” diye anılan işçiler arasında bile katı bir hiyerarşi var. Suriyeliler ve Afganlar bu hiyerarşinin en sonunda. Ezilenler kendileri gibi başka ezilenleri eziyor.

“Çöpten Bir Hayat” Belgeseli (2014)

Ailesinden ve evinden uzak yüzlerce işçi çöplüğün etrafına dizilmiş depolarda kendileri için yapılmış barakalarda kalıyor. Kalınan barakaların çöplükten hiçbir farkı yok. Tonlarca atığın biriktiği ve çöpün kokusunu taşıdığı depoların içinde banyosuz mutfaksız harabekondular sadece. Çöplük alanına çok yakın olanlar ise beton barakalar inşa edemedikleri için çadırdan bozma yerlerde yatıyor.

Çocuk işçi çalıştırmak yaygın ve normal karşılanıyor. Dışarıdan gelen bir gurbetçi ailesi ile gelebiliyor. Gelen kişi göçmen ise, bu kaçınılmaz oluyor. Kalacak yer bedava ve bir çocuk işçi bir yetişkin kadar atık toplayamasa da o miktara yaklaşabiliyor. Bunun yerine depoda kalıp çöplükten gelen malzemeyi ayrıştırabiliyor. Çöplükte özellikle yaz aylarında sıcaklar nedeni ile sık sık yangın çıkıyor. Çıkan yangınlar bazen o kadar büyük oluyor ki tüm İzmir kent merkezinden ve bazen de uzak ilçelerden görülebiliyor. Böyle durumlarda bölgenin tahliyesi nasıl olacak? Şimdiye kadar can kaybı yaşanmamış olması şans değil mi? Keza çöplük sürekli metan gazı üretiyor. Ümraniye Çöplüğü’nde biriken gazların patlaması ile 39 insan hayatını kaybetmişti. 15-20 yıl önce ömrünü dolduran bir depolama alanından bahsederken, gazın tahliyesi için alınan önlemler ne kadar gerçekçi?

Büyük bir patlama ve yangına gelmeden önce her gün birçok iş kazası yaşanıyor. Çöp kamyonları yanaşırken, çöpün üstü dozerler tarafından kapatılırken, atık toplanırken, ayrıştırılırken… Kaç tanesi kayıt altına alınabiliyor? Birçoğunun kayıt altına alınmadığını biliyoruz. Güvencesiz ve sigortasız bu çalışma ortamında gerçekleşen kazalar kendine SGK kayıtlarında yer bulamıyor. Herkes bu kazalar olmamış gibi davranıyor.

İzmir’in Çöpü: Yolsuzluk, yoksayma, yoksulluk

Atık depolama alanına girmek kesinlikle tehlikeli ve yasaktır. Ama yerel ve merkezi yöneticilerin gözü önünde Türkiye’nin birçok çöplüğünde olduğu gibi Harmandalı Çöplüğü’nde de her gün yüzlerce insan çalışmaya giriyor. Depocular sivil araçlarını istedikleri gibi sokabiliyor. Tüm şehrin katı atıklarını geri dönüşüme yollayan bu insanlar, hayatlarını ve sağlıklarını riske atarak çalışıyor ama yapılması planlanan yeni atık toplama ve bertaraf etme tesisinde kaç tanesine yer veriliyor? Firmalar ihaleye girecek ve tesisin işletmesini alacak. Buradan üretilecek değer yıllarca “büyüklerin” cebine girecek. Yıllarca yok sayılanlar, görmezden gelinenler görmezden gelinmeye devam edecek.

AKP iktidarı ile CHP’li yerel yöneticiler arasında uzun yıllardır devam eden bir gerilim mevcut. Lakin görünürdeki bu gerilimin geri planında, ortak geliştirilen projeler ile İzmir’in talana açılması yatıyor. AKP’nin masaya getirdiği, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteklediği bu talancı projelerle göçmen kuş havzaları yok edilecek, imara açılmamış birçok alan betona gömülecek. Kazanan, iktidar ile yerel yönetimlerin ortak akılla yürüttüğü rant odaklı kent-doğa düşmanı neoliberal politikaların alan açtığı “büyükler” olacak. Hatırlatacak olursak 2017 yılının Mart ayında katıldığı bir televizyon programında Erdoğan, “Ben ülkemi adeta bir şirket yönetimi anlayışıyla yönetmek istiyorum,” demişti. Bundan en kısa ve net çıkarabileceğimiz sonuç, bir devlet yöneticisinin görevini sadece kar odaklı yapmak istemesidir. Bunun için yapılacak iş tasarlanırken, ilkeler ne olabilir? Rekabet, karlılık, pazarlama, güvencesizlik, emeğin sömürüsü, performans odaklı iş bütünlüğü…

Peki İzmir bunun neresinde? “İzmir bir şirket gibi yönetilmek isteniyor,” ya da “İzmir bir şirket gibi yönetiliyor,” diyebilir miyiz?

Evet, İzmir bir şirket gibi yönetilmek isteniyor. CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi, adeta uluslararası kredi kuruluşlarından yüksek notlar alabilmek için kenti yönetiyor. Birkaç gün önce Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu belediye birimlerine gönderdiği tasarruf tedbiri genelgesinde işçilere çalıştıkları fazla mesailerin ücretinin ödenmemesini, izin kullandırmasını buyurdu. Kenti de bir şirket mantığı ile tasarlıyor. Kendi sorumluluğundaki hizmetlerin pahalılığı (ulaşım, su, kanalizasyon), belediye çalışanlarının insanca düzeyde yaşayacak maaşlara bir türlü kavuşamaması, hizmetlerin sadece belirli bölgelere yoğunlaşması ve bu hizmetlerin gerekliliğinin tartışmaya açık olması buna işarettir.

Harmandalı’nda çalışan katı atık işçileri kentin birçok hizmetinden faydalanamıyor. Onların yaşadığı, gördüğü İzmir ile vitrine koyulan İzmir farklı şehirlerdir.

1992 yılından beri Harmandalı bölge sakinlerinin çöpten yana her geçen gün artan sıkıntılarını dillendirilmesi duyulmazken; gerekliliği tartışmalı birçok proje İzmir sahil şeridinde tamamlanmış durumda. Katı atık işçileri sağlıksız ve güvencesiz bir ortamda çalışacaklar; ama şehir sakinlerinin hiçbirinin bundan haberi olmayacak. Bu insanlar tonlarca atığı geri dönüşüme kazandıracaklar; ama bulundukları semte uğramayan, çevreye zarar vermeyen elektrikli otobüsler yalnızca birkaç gözde semt arasında gidip gelecek.

“Çöpten Bir Hayat” Belgeseli (2014)

Bu çöplükte çalışanların neredeyse hiçbirinin mülkü yok. Yine birçoğunun güvencesi, sağlık sigortası yok. Biri bir kaza geçirir de sakatlanırsa, o aileye bakacak kimse yok. Geçirdiği kaza için hesap verecek, hesap soracak bir kurum da yok. İşçilerin güvencesiz ve kayıt dışı çalışması onların var olmadığı anlamına gelmez. Devletin birçok kurumu ve kent sakinlerinin gözleri önünde on yılı aşkın süredir bu çöplükteki ekonomik işleyiş, tek gün aksamadan devam ediyor.

Bundan sonrası ne olacak?

İzmir Belediyesi yıllardır kendisini “düze çıkarmak için uğraşırken,” dev bir şehrin geri dönüşümünü sağlıksız koşullarda devam ettiren insanlar vardı, varlar. Peki, Karşıkaya-Yamanlar bölgesine yapılması planlanan yeni atık bertaraf ve depolama tesisinin neresinde olacak bu kadar insan? Bunca toplayıcı, geri dönüşüm işçisi, yok sayılmaya devam mı edilecek? Ya da başka bir yoksulluğu ve güvencesizliği devralmaya mı göçecekler?

Yeni yapılacak tesisin kente ve yeşil alana yakın olması, su kaynakları ile ilişkisi, rüzgarı alış yönü vs. gibi nedenlerle doğaya ve insana verebileceği zarar oldukça tartışmalı. Ama gündemleştirilmesi gereken bir diğer konu da bunca zamandır çöplükte toplayıcılık yapacak insanların ne olacağıdır.

Emekçiler her yerde olduğu gibi burada da saldırı altında ve bu durum, egemen ideoloji tarafından görünmez kılınmaya çalışılıyor. Araya çekilen ve sömürü ilişkilerini gizlemeye yarayan bu tül, bir rüzgâra bakar. Yerel yöneticiler, paydaşlar ve kent sakinleri (sermaye grupları, STK’lar, Odalar, “kentliler”) ile ikna toplantıları düzenliyor. Katılımcı, demokratik bir yerel yönetimin mekanizmaları çalışır gözüküyor. Bu mekanizmanın bir sonraki adımında da, ihaleleri alan firmalar yapımı ve işletme sürecini yürütecekler. Kamudan aldıkları iş üzerinden kar edip zenginleşecekler. Peki ya kentte görünmez olanlar ne yapacaklar?

Atılabilecek temel adımlardan biri, katı atık işçilerinin kendi aralarında toplanması, örgütlenmesi ve taleplerinin belirlenmesidir. Harmandalı Çöplüğü’ndeki emekçiler, çöplükten atılma korkusu ile yıllarca bunu gerçekleştiremediler. Ama bu sefer, çöplüğün kapanmasıyla birlikte zaten atılacaklar. Bu nedenle, himayeleri altında çalıştıkları depocularla – ya da onlarsız – bir talep listesi oluşturarak kurulacak tesiste öncelik tanınmasını ve çok daha temelde, insanca yaşama hakkını seslendirebilecek durumdalar. Çünkü onlar bunu çoktan hak ettiler. Hayatlarını bugüne kadar dişi ile tırnağı ile kazananlar, yine dişi ile tırnağı ile bunu talep etmeli, almalı… Aracısız, sömürüsüz bir geri dönüşümün imkânları kesinlikle zorlanmalı. Bu mücadelenin en somut ayaklarından biri de, yeni tesiste çalıştırılacak işçilerin güvenceli bir şekilde işçi sağlığı ve iş güvenliğine dikkat edilen bir çalışma ortamında emek sürecine dâhil edilmeleri olacaktır.

Notlar:

[*] Harmandalı Kültür Sanat Derneği’nin hazırladığı “Çöpten Bir Hayat” Belgeseli (Yön. Serdar Narin), Harmandalı Çöplüğü’nün kuruluşu, işleyişi ve çevre halkın üzerindeki etkisi üzerine önemli bir çalışmadır. Bu linkten belgeselin tamamına ulaşılabilir: https://vimeo.com/114894366