Devrim: Başımıza Gelecek İhtimal – Melek Zorlu

Rosa Luxemburg

Murat Uyurkulak’ın 2002 yılında yayımlanan Tol romanı “Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi” cümlesiyle başlar. Bu cümleden, devrimin artık bir ihtimal olmadığını çıkarabilirsiniz ya da ihtimalinin bile güzel olduğunu; hatta arzu ederseniz ihtimalinin gerçekleşmesinden bile güzel olabileceğini… Devrimci süreçlerin nasıl ortaya çıktığı üzerine düşünmek bugünlerde pek popüler değil. Son yıllarda kadim sosyalist strateji tartışmaları geri planda kaldı. Devrimci strateji tartışmaları için belki, bir Jethro Tull şarkısından ilhamla, “It’s too old to rock’n’roll but it’s too young to die”* diyebiliriz. Devrime dair umutların taptaze olduğu, her an dünyayı sarsacak o büyük dünya devriminin beklendiği zamanlarda değiliz. Dünyayı sarsan o büyük devrimlerin yaşandığı coğrafyalarda ise bugün kapitalizm hakim. Ancak ölmek için, yani devrim ihtimalinden vazgeçmek için erken. Çünkü ‘toplumsal sınıf ilişkilerinin içerden derin altüst oluşu’ olarak tanımlayabileceğimiz devrimci süreçler, bizim inancımızdan ya da beklentilerimizden çok daha fazlasını ifade ediyor. Tarihin bize öğrettiklerinden biri bu: Ne kadar uğraşırsak uğraşalım devrimci planlar tutmayabilir ya da sonsuza kadar beklesek de tüm bu kokuşmuş ilişkileri silip süpürecek o büyük devrimci dalga ortaya çıkmayabilir. Tarihin bizlere öğrettiği bir başka şey de tek bir devrimci strateji olamayacağıdır. Örgütlü bir mücadele ile kendiliğinden ortaya çıkan bir kitlesel hareketi karşıtlık ilişkisi kurarak anlamaya çalışmak belki de içine düşeceğimiz en temel yanılgı olacaktır. Birini diğerine tercih etmek söz konusu olamaz. Bu konuda bugüne kadar yazılmış en öğretici metinlerden birisi Rosa Luxemburg’un 1906’da hazırladığı Kitle Grevi, Siyasal Parti ve Sendikalar broşürü.

İşçi hareketinin birliğinin hangi yollarla kurulabileceğine odaklanmış olan Luxemburg bu metninde, Alman Sosyal Demokrat Partisi içindeki parlamentarist eğilimlere, kendiliğinden hareketin potansiyelini ortaya koyarak yanıt verirken, kitlelerin tek doğrudan eyleminin sendikal mücadele olarak görülmesine karşı çıkar. Ekonomik ve politik talepleri birleştiren, öğretici ve dönüştürücü süreçler olarak tanımladığı kitle grevlerinin önemine vurgu yapan Luxemburg, parlamentarizmi, reformcu ve bürokratik çizgiyi eleştirir. Luxemburg’un asıl karşı çıkışı, ufku yalnızca sendikal mücadelenin olanaklarıyla sınırlı olanlaradır.  Ancak bu eleştirisini bir karşıtlığı vurgulayarak değil, ilişkiselliği ortaya koyarak ifade eder: “Ekonomik mücadele, mücadeleyi bir siyasal kavşaktan bir başkasına aktarır; siyasal mücadele de ekonomik mücadele için toprağın dönemsel olarak verimlileştirilmesidir” (Luxemburg; s. 292). O’na göre genel grev ise siyasal ve ekonomik mücadelenin bütün aşamalarını; devrimin bütün aşama ve öğelerini yansıtan değişken bir olgudur. “[Genel grev] kah bütün krallığı dalga dalga sararak akmakta, kah küçük akıntıların devasa bir ağına ayrılmaktadır; kah bir kaynak gibi alttan alta kaynamakta, kah yerin altında tamamıyla yitip gitmektedir” (Luxemburg; s. 287).

“Kitle grevi devrimi değil, devrim kitle grevini yaratır” biçiminde özetlenebilecek yaklaşımına göre Luxemburg, devrimci süreçlerin yapısını esas olarak kitle inisiyatifi ve kendiliğinden dinamik açısından ele alır. Kendiliğinden kitlesel hareketlerin de tarihsel toplumsal bağlamından koparılarak anlaşılmasına karşı çıkar:  “Eğer Rus devrimi bize bir şeyler öğretecekse, öncelikle öğreteceği, genel grevin yapay olarak “yapılmadığı”, rastgele “karar verilmediği” ve “propagandasının rastgele yapılmadığı” olmalıdır. Belli bir anda, tarihsel olarak kaçınılmaz olmanın yanı sıra toplumsal koşulların da sonucu olan tarihsel bir olgu olduğudur. Bundan ötürü de, sorunun kavranmasına, hatta tartışılmasına neden olan, kitle grevinin olasılığı ya da olasılıksızlığı, yararı ya da zararı üzerine soyut kurgular değil, sınıf mücadelesinin o anki aşamasında kitle grevinin boy vermesine neden olan etmenlerin ve toplumsal koşulların incelenmesidir” (Luxemburg; s. 257).

Sınıf mücadelesinin devinimini “devrimci dalgaların med ceziri” olarak tarif eden Luxemburg, kitlesel grevlerin de bu dalgalanmalardaki etkisine dikkatimizi çekmiştir. Bu bağlamda altının tekrar tekrar çizilmesi gereken nokta Luxemburg’un kendiliğinden ortaya çıkan kitle hareketlerini, herhangi bir stratejiye karşıt olarak konumlandırmadığı ya da savunmadığıdır. “Kitle grevinin soyut bir mücadele aracı olarak “propaganda”sını yapmak, “devrim”in propagandasını yapmak kadar olanaksızdır” (Luxemburg; s. 258). O esas olarak, kitlesel hareketlerin ortaya çıkışı ve etkilerini değerlendirmekten uzak bir yaklaşıma karşıdır.

Kendiliğinden hareketler, öngörülebilir olmasalar bile hiçbir neden yokken ortaya çıkmazlar. Ayrıca “saman alevi” gibi parlayıp sönseler bile, etkileri bir anda ortadan kalkmaz. Bugün dünyanın pek çok yerinde, eş zamanlı olarak çeşitli taleplerle ortaya çıkan kendiliğinden toplumsal hareketleri anlamaya çalışırken bu hareketlerin kafamızdaki şablonları ya da öngörülerimizi aştığını görüyoruz. Değişen toplumsal koşullar yepyeni biçimlerde toplumsal hareketler ve örgütlenme modelleri ortaya çıkarıyor. Bir anda ortaya çıkıp sönüveren ya da ortaya çıkıp bir süre yatağında aktıktan sonra sakince yeraltı sularına karışabilen kendiliğinden kitlesel hareketleri, Rosa Luxemburg’un yolundan giderek görmezden gelmeyi reddedip, tarihsel süreci ve toplumsal koşulları gözeterek bu hareketlerin nasıl ortaya çıktığı ve gerisinde ne bıraktığı üzerine de kafa yormalıyız. Dolayısıyla “bugün için doğru strateji örgütlenmek mi yoksa büyük kitlesel hareketleri beklemek mi” biçiminde karikatürize edilecek bir tartışmanın bizi hapsedeceği açmazlardan kurtulmak zorundayız. Ancak bu, yakıcı bir gerçeklik olarak devrim ihtimalini hesaba katmamıza engel değildir. Çünkü sınıf mücadelesi sürekli bir karakterde kimi zaman yükselmekte kimi zaman düşmektedir. Devrim de bir ihtimal olarak varlığını sürdürmektedir ve Rosa Luxemburg’un dediği gibi “Devrim, zincir şakırtıları içinde yeniden ayağa kalkacak”tır.

Yararlanılan Kaynak:

Luxemburg R., Kitle Grevi, Siyasal Parti ve Sendikalar, hazırlayan:  P. Hudis, K.B. Anderson,  Rosa Luxemburg Kitabı Seçme Yazılar içinde, (2010), Çev. T. Tayanç, Ankara: Dipnot.

Notlar:

* “Rock’n’roll için çok yaşlı, ölmek için çok genç”