Erkeklik İnşasından İntiharlara – Merve Yetkin

Şu yaşamda en kolay iştir ölmek. Asıl güç olan yepyeni bir yaşama başlamak.

Vladimir Mayakovski (Sergey Yesenin’e, 1926)

*Geçtiğimiz günlerde önce İstanbul Fatih’te yaşadıkları evde 4 kardeş, geçim sıkıntısı sebebiyle siyanür içerek hayatlarına son verdi. Daha kardeşlerin evden cenazesi çıkarılmadan BEDAŞ (Boğaziçi Elektrik Dağıtım A. Ş.), 4 kardeşin elektrik borcu olduğu için elektriği kesti.

*Antalya’da ikisi çocuk 4 kişilik bir aile yaşadıkları evde ölü bulundu. 9 aydır kiralarını ödeyemeyen ailede baba Selim Şimşek’in Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde bilgisayar programcısı olarak çalıştığı ve uzun süredir maaşını alamadığı öğrenildi. Ailenin ölüm nedeniyse yine siyanür.

*İstanbul Bakırköy’de biri çocuk 3 kişilik bir aile evlerinde ölü bulundu. Kaymakamlıktan yapılan açıklamada olay yerinde siyanür tespit edildiği öğrenildi. Yine yapılan açıklamada baba Bahattin Delen’in yaşadığı maddi sıkıntılardan dolayı bunalıma girerek siyanür içip intihar ettiği anne Zübeyde Delen ile 7 yaşındaki çocuklarının solunum yoluyla zehirlendikleri belirtildi.

Gün geçtikçe daha çok derinleşen ekonomik krizin karşımıza çıkardığı intihar olayları ülke gündeminde büyük bir yer edinirken sosyal medyada yapılan bir paylaşım dikkatimi çekti. Şarkıcı Haluk Levent, Antalya’da yaşanan intihar olayı ile ilgili yaptığı paylaşımda intiharın sebebinin geçim sıkıntısı olduğu fakat aynı zamanda baba Selim Şimşek’in eşini ve çocuklarını öldüren bir katil olduğunu vurgulamıştı. Yaşanan intihar olaylarına baktığımızda kapitalist sistem ve bu sistem içinde inşa edilen erkeklik meselesi öne çıkmaktadır.

Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temeli, yaratılan erkek iktidardır. Bu erkek iktidarın beslendiği kaynak ise sistemin kendisidir. Erkek iktidarın egemen olduğu toplumlarda cinsiyete dayalı belirli rol kalıplar inşa edilir. Bu yazıda son dönemde geçim sıkıntısı nedeniyle gerçekleşen toplu intihar olaylarının, inşa edilen rollerden birisi olan erkeklikle ilişkisini tartışacağım. Temel soru olarak şununla başlayalım: Erkeklik nasıl inşa edilir ve hangi toplumsal araçlarla desteklenir? Serpil Sancar, 2009 yılında yayınlanan “Erkeklik: İmkansız İktidar” isimli kitabında toplumsal olarak inşa edilen erkeklik rolünün, süreç boyunca nasıl dönüştüğünü, hangi toplumsal araçlarla yeniden üretildiğini anlatıyor.[1] Sancar, erkeklik modellerini dörde ayırır. Birince model sermayenin iplerini elinde tutan patronlar, iş insanları. İkinci model ise sermaye düzeninde belli bir koltuğu olan daha çok beyaz yakalı diyebileceğimiz orta gelirli erkekler. Bir diğer model orta sınıfa gelmek isteyen fakat gelemeyen veya gelmeyen, alt sınıf erkekler. Sonuncu model ise sermaye düzenini reddeden, geneli aktivist olan erkekler. Belirttiği erkeklik modelleri ile Sancar, cinsiyetler arası hiyerarşinin nasıl şekillendiğini, bu oluşan hiyerarşik sistemin kapitalist sistem içindeki yerini açıklıyor. Sancar, çalışmasını neden erkeklik üzerinden yürüttüğünü ise şu sözlerle ifade ediyor: “Kadınların ezilmişliğe nasıl boyun eğdiğini anlamak kadar erkeklerin tahakkümü nasıl gerçekleştirdiklerini de yakından ve ‘mikro politik’ düzeyde anlamak cinsiyetlendirilmiş iktidarın doğası hakkında daha bütüncül bilgiler elde etmemizi olanaklı kılar.”[2]

Toplum tarafından üretilen erkekliğin, toplumsal iktidar ilişkileri içindeki bağlantını incelerken kurulan erkek iktidarın aslında “imkânsız” bir iktidar olduğunu da açıklıyor. Yani tepeden indirgemeci bir öğreti ile kendini ailenin reisi ilan eden, aile içinde iktidar olan erkek, cinsiyete dayalı hiyerarşik düzende çalıştığı yerde koltuğunda oturan bir başka erkeğin tahakkümü altına giriyor. Dinamik bir yapısı olan erkeklik, düzen içinde sürekli kendini üretirken aslında “imkânsız iktidar” olarak karşımıza çıkıyor.

Bir sözlü tarih çalışması olan ve daha sonra kitaplaştırılan “Sürüne Sürüne Erkek Olmak” adlı kitapta ise Pınar Selek, tek bir erkeklik modelinin olmadığını toplumsal cinsiyet hiyerarşisi içerisinde kendini yeniden üreten erkeklik modellerinin olduğunu belirtiyor.[3] Erkek ile iktidar arasında nasıl bir ilişki kurulduğunu ve bu ilişkinin şiddet ile bağlantısının incelendiği bu kitapta Selek, toplum tarafından belirlenen ideal erkek modeline ulaşmak için erkeklerden belirli aşamaları başarı ile geçmelerinin beklendiğini belirtir. Sözünü ettiği bu aşamalar ise sünnet, askerlik, iş bulma ve bir aile kurup o aileyi geçindirebilmektir. Bu aşamaları başarı ile geçen erkek, toplumsal cinsiyet hiyerarşisinde de bir konuma gelmiş oluyor. Tam da bu aşamalar ile erkeklik inşa edilmeye başlıyor; değişen ve dönüşen toplum içinde de kendini yeniden üreten bir pozisyonda duruyor. Sünnet, erkekliğe doğru bir adım olarak anlatılırken, yapılan gösterişli sünnet düğünü ise çocuğun gözünde erkekliği diğer cinsiyetlerin üstünde bir yerde tutuyor. Sünnet ile erkeklik inşa sürecine atılan adımla beraber sıra askerliğe geliyor. Askere giden erkek için düzenlenen “asker uğurlama” öncesi yapılan sohbetlerde askerliğin, erkek olmanın bir “borcu” olarak ifade edilmesi de inşa sürecinin temellerini sağlamlaştırıyor.

Askerliğin toplumsal cinsiyet rollerinin, özellikle de ideal erkekliğin kurucu ögesi olduğunu[4] Pınar Selek’in çalışmasında görmek mümkün. Askerlik kurumunun bir başka amacı da, erkeği disiplin altına alarak “adam” yetiştirmek. Halk arasında kimi zaman tehditkâr kimi zaman dalga geçmek amacıyla söylenilen “Askere git de seni adam etsinler” sözü ile erkekten istenilen şey boyun eğmesi, itaat etmesi, sorgulayıp isyan etmemesidir. Bahsettiğim şey sadece erkek cinsiyetine yönelik de değil aslında. Sistemin istediği, kişilerin itaatkâr bir kul olmasıdır.

Erkekliğin diğer bir aşaması olan iş bulma ve aile kurma kısmında işler biraz değişmeye başlıyor. Her zaman güçlü, dayanıklı, her zorluğu başaran ve üstün cinsiyet olduğu öğretilen erkek için sarsıntılar başlıyor. Endüstriyel kapitalizm içindeki en ufak kriz erkeklik içinde de bir krize yol açıyor. Artan işsizlik oranları, her gün yapılan zamlar ve hayat pahalılığı içinde yalpalanan erkeklik inşasındaki tüm öğretiler işlevini yitiriyor. Erkeklik inşasındaki rollerden biri olan baba modeli, post-endüstriyel dönem öncesinde ailenin tüm geçim yükünü kendi taşırken, şimdi taşıdığı yük ağır gelmeye başlıyor. Ekonomik geliri tek elinde toplayan ve erkekliği buradan yeniden üreten, erkek iktidarını diri tutan baba modeli, güçlenen kapitalizm içinde farklı bir model olarak karşımıza çıkmaktaydı. Artık karşımızdaki baba modeli ailenin gelirini tek elinde toplayamıyor. Asgari ücretin 2 bin 20 TL, yoksulluk sınırının ise 6 bin 705 TL olduğu bu ülkede, yeni baba modeli de bir maaş ile temel ihtiyaçların dahi giderilmesinin ne kadar zor olduğunun farkında. Bu durumun bir sonucu olarak da ev içinde kurulan erkek iktidar kendi içinde çatlamaya başlıyor. Erkekliğe dair bütün öğretiler sarsılıyor. Birey kendini güçsüz, işe yaramaz hissetmeye başlıyor. Serpil Sancar’ın ifadesine göre post-endüstriyel dönemle birlikte geleneksel mavi yakalı erkeklik imgesinde meydana gelen erozyon sonucu işçi erkekler geleneksel erkeklik ayrıcalıklarından kopmamak için öfkelerini erkeklik kimliklerinin muhafazası ve yeniden kurgulanması adına kullanıyorlar. Bu da çoğu zaman ırkçılık, mikromilliyetçilik, yabancı düşmanlığı ve sokak şiddeti olarak nüksediyor.[5]

Fakat ayırmamız gereken önemli bir kısım var. Kadın cinayetlerin hiçbir bahanesi olamaz. Anlatmak istediğim inşa edilen erkeklik ile erkeğe çok yük biniyor ve kaçınılmaz bir sonuç olarak kadın cinayetleri meydana geliyor değil kesinlikle.

Küçük yaştan itibaren öğretilen “hayattaki en önemli görevin bir aile kurmak” olduğunu bilerek inşa edilen bir erkekliğin 9 ay boyunca kirasını ödeyememesinin ne anlama geldiğini tahmin edebiliyor musun? Peki, burada suçlu kim? Kimi insanlar tarafından “zayıf” olarak bakılan erkekte mi suç, yoksa sistem tarafından inşa edilmesi öğütlenen ama erkeğin bir türlü güçlü bir şekilde inşa edemediği erkeklikte mi? Yoksa sistemin kendisi mi suçlu olan?

Geçirdiği iş kazası yüzünden 5 yıldır iş bulamayan ve 2018 Ocak ayında TBMM önünde kendini yakarak intihar girişiminde bulunan inşaat işçisi Sıtkı Aydın’ın başlattığı “Geçinemiyoruz” isyanı, bugün karşımıza yaşamak için gücü kalmayan ve hayatına son vermeyi tercih eden/etmek zorunda bırakılan insanlar çıkarıyor.

Son 10 ayda 1477 işçi, iş cinayetinde hayatını kaybederken son 11 ayda 376 kadın, erkek tarafından katledildi. Antalya’da yaşanan olay ile ilgili “intihar değil, cinayet” olarak yorum yapan ve babanın katil olduğunu söyleyen Haluk Levent bir yönüyle doğru söylüyor. Evet, bir erkek, bir kadını öldürdü. Fakat gözümüzden kaçırdığımız bir yer var. Katil, sadece baba değil. Katil, insanları geleceksizliğe iten, insanların hem emeğini hem yaşama umudunu sömüren kapitalist sistemin kendisi. İnsanlara cinsiyete dayalı belli roller atfeden, bu rollerin dışına çıkmak isteyeni dışlayan patriyarkal sistemin kendisi. İnsanları yalnızlaştıran, birbirine düşmanlaştıran düzenin kendisi katil olan.

Son süreçte duyduğumuz ya da tanık olduğumuz olayların hiçbiri intihar değildir. Sistemin işlediği birer cinayettir. Çocuğu üşümesin diye saç kurutma makinesini çocuğunun eline verip odun alamadığı gün bir anne intihar ederken; son sözleri “çocuğuma bir pantolon alamıyorsam niye yaşıyorum ki” olan bir baba intihar ederken, cinayetin failleri sistemden beslenen sermayedarlardır.

Peki, ne yapacağız? Oturduğumuz yerden yaşanan cinayetleri mi izleyeceğiz? “Bak bir kişi daha intihar etmiş” deyip, çayımızı mı yudumlayacağız? Bu sefer yalnız yudumlamayalım çayımızı. Bu sefer dayanışmanın çayını demleyelim. İnşa edilmek istenen tüm kalıpları kıralım. Kadın mücadelesinin “Bir kişi daha eksilmeyeceğiz” şiarıyla birlikte, “geçinemiyoruz, yaşamak istiyoruz” diyerek cinayete sebep olanlara karşı sesimizi yükseltelim. Mayakovski’nin dediği gibi vazgeçmek en kolayı, zor olan ise dayanışmayı yeşertmek.

Dipnotlar

[1] Sancar, Serpil (2009). Erkeklik: İmkânsız İktidar, İstanbul: Metis Yayınları.

[2] Yılmaz Zehra. “Baba Zulmünden Piyasa Zulmüne Erkeklik Halleri”, Fe Dergi cilt: 2, sayı: 1, Ankara (2010): 64-68.

[3] Selek, Pınar (2008). Sürüne Sürüne Erkek Olmak, İstanbul: İletişim Yayınları.

[4] Sünbüloğlu, Nurseli Yeşim. “Sürüne Sürüne Erkek Olmak”: Normatif Erkekliğin Kurucusu Olarak Askerlik, Birikim Dergisi, sayı: 240, İstanbul (2009): 59-63.

[5] Yılmaz Zehra. “Baba Zulmünden Piyasa Zulmüne Erkeklik Halleri”, Fe Dergi cilt: 2, sayı: 1, Ankara (2010): 64-68.