Röportaj / ‘Gençlik başımda duman’: Gençlerin geçim mücadelesi

“Geliyor!” denilen ekonomik kriz işçilerin, emekçilerin, genç işsizlerin yaşamlarında bütün yakıcılığıyla kendini gösteriyor. Emekçilerin geçim sıkıntısı ve yaşamlarını idame ettireme problemi bütün somutluğuyla ve “Geçinemiyoruz!” çığlıklarıyla bugün karşımızda duruyor. Kadıköy Moda’daki bir kahvaltıcıda çalışan ve eğitim hayatına açıktan devam eden Emirhan Çelebioğlu ile 24 Haziran seçimleri öncesinde çalışma hayatı üzerine sohbet edip, emek mücadelesine dair fikirlerini aldık.

Röportaj: Göksu Uyar

İstanbul’da mı doğup büyüdün?

Ben Van’da doğup büyüdüm. 10 sene önce ailemle birlikte, 9 yaşında İstanbul’a geldim. Babam Van’da marangozluk yapıyordu.

Ailenin Van’dan İstanbul’a gelişinin sebepleri neler?

Van’da özellikle eğitim alanında büyük eksiklikler, eğitim sisteminde ciddi sıkıntılar vardı. Babam da bunları yakından gördüğü ve bildiği için çocuklarının büyükşehirlerde ve sosyal imkanların geniş olduğu yerlerde eğitim görmesini tercih etti.

Baban Van’dan İstanbul’a gelmeden önce işini ayarladı mı?

Outdoor üzerine bir şirkette iş ayarlamıştı. Yaklaşık 1 yıl boyunca bu şirkette çalıştı fakat şirket 1 yılın sonunda iflasın eşiğine geldi ve babamın maaşını ödeyemez, sigortasını yatıramaz oldu. Sadece babam da değil onlarca işçi işten çıkarıldı ve babamın yaşadığı maaş sıkıntısını birçok işçi yaşadı.

Şirketin iflas etmesinin ardından baban geçimini sağlamak için ne yaptı?

Şirketin iflas etmesinin ve patronun cezaevine girmesinin ardından babam bankadan kredi çekti ve o parayla Avcılar merkezde bir kıraathane açtı. İşlerin toparlamasının ardından babam kredi çekerek ev aldı. Ev aldıktan sonra kıraathanedeki işlerde ciddi bir düşüş yaşandı.

Kıraathanedeki işlerin düşmesinin sebebi neydi?

Kıraathanenin açıldığı dönemde Avcılar’da çok fazla genç kesim yoktu. Emekli ve yaşlı kesim de 1000 lira emekli maaşı ile her gün kahvede 5 çay içmektense evine 5 ekmek daha fazla götürmeyi tercih etti. İşlerin düşüşünün temel sebebi kıraathaneye gelen kesimin ekonomik gerekçelere dayalı tercihlerinden ötürü oldu. Bu gibi sebeplerden babamın işi 2015 yılının ortasından itibaren ciddi bir düşüş yaşadı.

Bunların ardından babamda sağlık problemleri oluşmaya başladı. Kıraathaneye bakacak kimse olmadığından dolayı babam kahveyi satmak durumunda kaldı. Kahvenin satılışının ardından babam 1-1,5 senedir işsiz durumda.

Babanın işsiz kalmasının ardından ev kredisini nasıl ödediniz?

Babamın emekli maaşı da olmadığından dolayı satılan kıraathanenin parasıyla kredinin bir kısmını, akrabalardan aldığı destek ile başka bir kısmını ödedi; fakat bunlar da yetmediği için evi ipotek ettirerek tekrar kredi çekti. Bu olaylardan sonra ben düzenli çalışmaya başladım.

Sen ne zaman düzenli çalışmaya başladın?

2017 Temmuz’da düzenli çalışmaya başladım.

Eğitim hayatına nasıl devam ettin?

Liseyi, Avcılar’da bulunan Endüstri Ticaret Meslek Lisesi’nde kazanmıştım. İlk sene derslere ilgim olmadığı ve özen göstermediğim için sınıfta kaldım. Daha sonra dersler iyice sarpa sarınca okulu bırakma kararı aldım.

Ailenin okulu bırakmana tepkisi ne oldu?

Benimle konuşarak ikna etmeye çalışsalar da iş işten geçmiş durumdaydı. Bu yüzden çok fazla bir tepki ile karşılaşmadım.

Kaç kardeşin var?

İki tane küçük kız kardeşim, bir tane de bebek kız kardeşim var. Birisi 16, birisi 11 yaşında olan kardeşlerimin ikisi de okuyor. 16 yaşında olan kardeşim liseye gidiyor. Dersleri oldukça iyi. 11 yaşında olan kardeşim de ilkokula devam ediyor. Bir de küçük bebek var.

Dört kardeşin var, bunlardan ikisi okula gidiyor bir tanesi de bebek. Evin ekonomisini kim oluşturuyor?

Babam 1,5 yıldır çalışmıyor. Şu sıralar arkadaşının yanına inşaata gitse de oradan düzenli bir para gelmiyor. Çünkü ev karşılığı inşaatlarda çalıştığı için inşaat bitip ev satılmadıkça hiçbir işçi para alamıyor şu an için. Ancak 5-6 ay sonra bir miktar para alabilecek. Evin ekonomisi bu yüzden sadece benim çalışmamla oluşuyor.

İşçiler 5-6 ay para almadan çalışıyor. Sigortalılar mı peki işçiler genel olarak?

İşçiler genel olarak sigortalı değil çünkü Doğu ve Güneydoğu’dan mevsimlik geldikleri ve sürekliliği olan bir iş olmadığı için sigorta da yapılmıyor.

Sen ilk kaç yaşında çalışmaya başladın?

19 yaşında Moda’da bulunan bir kahvaltıcıda çalışmaya başladım. Hala da orada çalışmaktayım. Bir arkadaşın aracılığıyla girdim işe. İlk etapta hafta sonları bulaşıkta çalışıyordum. Daha sonra işi öğrendikçe hafta içleri çalışmaya başladım. Şu anda haftanın 6 günü çalışmaktayım. Hem kendi geçimim hem de eve katkı sağlamak adına bu işe mecburdum. 6 gün çalışmak hoş olmasa da insan çalışmak zorunda kalıyor.

Okulu o dönem bıraktıktan sonra Açık Lise’ye devam ettin. Şu an okumanın ayrı bir yük olduğunu düşünüyor musunuz?

Örgün eğitim ve açıktan eğitimin farkları var. Yük olmasa da bu farkları hissedebiliyor insan. Onun dışında çalıştığın çevrede herkes üniversite görmüş, liseyi tamamlamış. Sen liseyi bırakmış ve üniversite hayatı görmediğin için ciddi sıkıntılar yaşayabiliyorsun.

Ailenle birlikte Avcılar Merkez’de yaşıyorsun. İşe her gün gelip gidiyor musun oradan ve yol kaç saat sürüyor?

Yol gidiş ve geliş yaklaşık 3,5 saate tekabül ediyor. Günlük ortalama 10 saat iş yerinde oluyorum, 6-7 saat de uyuduğumu düşünürsek aslında kendime çok zaman ayıramıyorum. Sinema, tiyatro, konser vs. gibi etkinliklere zaten büyük çoğunlukla gidemiyorum.  Sadece izinli olduğum günlerde ve iş çıkışı birisiyle buluşursam mümkün oluyor.

Günde 10 saat çalışıyorsun ve bu aslında sosyalliğini kesen bir yerde duruyor, evde de bebek olan bir kardeşin var. Bu ayrı bir sorumluluk yüklüyor mu sana?

Hayata yeni gelen bir çocuk olduğu için doğal olarak ve isteyerek onunla ilgilenmek istiyorsun. Evin ciddi bir ekonomik geliri olmadığı için oradan sırtına binen bir sorumluluk var. Son kertede bir bebeğin masrafları asgari ücretle geçinen bir aile [için] ciddi anlamda fazla oluyor. Çünkü bebeği olan bir aile ayda 3 kere bez almak zorunda kalıyor. Bir paket bez 55 lira. 1 kilo mamanın fiyatı 80 lira. Daha sonra kıyafeti var ki çocuk kıyafetleri yetişkinlere nazaran daha pahalı oluyor.

Bunlara ek bir de sağlık hakkı var. O nasıl sağlanıyor?

Devlet hastanelerinde bu haktan bahsetmek çok mümkün değil. Bir randevu almak istediğinizde bir ay sonraya randevu veriliyor. Çok da ilgilenilmiyor. İnsanlarda doğal olarak acil bir şey olduğu için özel hastaneleri tercih ediyor. Ve özel hastaneler bunu bildiği için fiyatlar çok yüksek.

Evin toplam geliri ne kadar?

2000-2500 lira civarı.

Kardeşlerine karşı maddiyatın dışında manevi anlamda bir sorumluluk hissediyor musun?

Hayata biraz onlar için bakıyorsun, bu yüzden elbette bir manevi sorumluluk hissediyorum. Örneğin küçük kardeşim şu an meslek lisesinde ve elektrik ile ilgilenmeyi çok seviyor. Her hafta YTÜ’lü Mekatronik öğrencilerinin panellerine gidiyor. Şu an devam ettiği okul üniversiteye hazırlık düzeyinde yeterli gelmeyecek, o yüzden tercihsizlik yüzünden özel okula gitmek zorunda kalacak. Bu yüzden birikim yapıp onu özel liseye yazdırmak gibi bir sorumluluk hissediyorum.

OHAL döneminde olmamız sebebiyle özellikle işçi sınıfına yönelik ciddi saldırılar söz konusu olsa da irili ufaklı direnişler, grevler oluyor. İzmir’de Mahir Kılıç, Ankara’da Yüksel Direnişi, İstanbul’da Flormar işçilerinin grevi vs. Bütün bu grevler ve direnişler ile ilgili ne düşünüyorsun?

Mahallede yoğun olarak grevlerin vs. içinde bulunduğumdan dolayı bu meselelere oldukça yakınım. En başta memlekette taşeronlaşmanın ciddi bir şekilde yayıldığını söyleyebiliriz. Buna ek olarak şeker fabrikalarının satılması ve tabii ki bu sistem içerisinde emeğimizin karşılığını alamamamız karşımıza çıkıyor. İnsanlar hükümetin emekli maaşlarına, asgari ücrete yaptığı zamlardan bahsediyor. Burada şunu iyi anlamak lazım; hükümet kaşıkla veriyor, kepçeyle alıyor. Örneğin asgari ücretle çalışan bir işçi metrobüse 4 lira veriyor, ekmeğe 1,5 lira veriyor, sigara kullanıyorsa günlük en az 10 TL ödüyor. Memlekette geçim mücadelesi vermek gitgide zorlaşıyor.

Son zamanlarda elde edilen verilere göre 6 milyon genç işsiz var ve bunun çoğunluğu üniversite mezunlarından oluşuyor. Senin üniversiteye girme düşüncen ileride bir iş sahibi olmak için miydi?

Ben üniversiteye bu niyetle girmedim çünkü okusam da hemen iş sahibi olamayacağımın bilincindeydim. Ve çevremde bunun birçok örneği var. Bu insanların işsiz kalmasının sebebi gerekli koşulların oluşturulmamış olmasıdır. Benim üniversiteye girme sebebim kendime sosyal, kültürel ve dil anlamında bir şeyler katmaktı.

AKP’nin çok yüksek oy aldığı yerlerde işçilerle yapılan röportajlarda işçilerin büyük bir kısmı, Erdoğan’ın ‘OHAL’i grevleri engellemek için kullandık’ açıklamasıyla bağlantılı olarak Erdoğan’a oy vermeyeceğini söylüyor. Muhafazakâr işçi kesiminin yoğunlukta olduğu bu yerlerde Erdoğan’ın bu tip açıklamalarından etkilenmesi yüksek midir?

Ben yüksek olduğunu düşünüyorum çünkü meselenin kendilerine dokunduğu ölçüyle paralel olarak işçilerin tepkisi artıyor. Komşularına bir şey olduğunda sessiz kalanlar mesele kendisine dönünce ses çıkarıyorlar.

Meclis önünde kendini yakan işçi, ATM’yi yakan işçi, cebinde 50 kuruşu olduğu ve doğum gününde kızına hediye alamadığı için kendini yakan işçi… Bütün bunlara bakıldığında kriz öyle bir boyuta gelmiş ki insanlar kendinden vazgeçebiliyor. Nasıl değerlendiriyorsun bunları?

Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki Moda’da inşaatta çalışan bir işçi akşama kadar çalışıyor daha sonra işten çıkınca insanların eğlendiğini görüyor. Bir süreden sonra işçilerde ben neden böyle yaşayamıyorum hissiyatı oluşuyor. Doğal olarak şöyle düşünüyorlar: “Bir bakanın oğlu babasının parasıyla çok iyi yaşıyor, ben sabah 6’da uyanıp gece 12’ye kadar çalışıyorum ama o bakanın oğlunun kazandığı paranın 4’te 1’ini kazanamıyorum.” Bu hissiyatlardan sonra insanların canına tak ediyor, geçinemiyor ve sistemin dayatmasıyla birlikte geçinemeyen işçiler kendilerini yakma noktasına geliyor.

Medyasından yargısına, kolluk kuvvetlerinden üniversitesine kadar her şeyi kontrol altında tutan ve buna çaba sarf eden bir iktidarla karşı karşıyayız. Buna rağmen ‘Erdoğan’a oy yok’ diyen işçilerin olduğunu görüyoruz. İktidarın bütün hegomonik ağlarına rağmen işçilerde bir farkına varma hali oluşuyor sonucunu çıkarabilir miyiz?

Çıkarabiliriz. İktidar partisine oy veren işçiler bir süre sonra verdikleri oyun kendi çıkarlarına bir şey ifade etmediğini anlıyorlar. Daha eskilerde yeşil kart ve çocuk maaşı çekici gelebiliyordu o dönem; fakat şimdi devlet maddi bir imkân sağlayamadığı için ve yaşam pahalılığı sürekli arttığı [için] işçilerde farkına varma hali artıyor.

Toplumsal hegemonyasını yitirmenin eşiğinde olan AKP iktidarında, giderek artan genç işsiz nüfusun geçinemiyoruz derdi ile bulundukları alanda herhangi bir şey yapabileceğini düşünüyor musun?

İnsanların bir şeylerin farkına vardığı sürece bir şeyler yapabileceğine inanıyorum. Kara Dolap’ta yaşadım bir süre. Mahallesinden çıkmak istemeyen bir gence günlük 50 lira kazanacağı bir iş cazip gelebiliyor. Bu insanlara bir şeylerin anlatılması gerekiyor. Anlatıldıktan sonra genç kesim içinde bu düşünce daha fazla oturabiliyor.

Son olarak, iktidarın medyayı topyekûn kontrol altına aldığı dönemde sosyal medyada genç işsizlerin, üniversitelilerin, kadınların, işçilerin haber ağı oluşturmasının bir etkisinin olduğunu düşünüyor musun?

Etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü artık insanlar haber izlemekten çok Twitter’da ya da diğer sosyal medya hesaplarında gündem takibi yapıyor. Özellikle son dakika haberlerini ve diğer önemli meseleleri akşam izlemek yerine anında öğrenebiliyor insanlar.