Kent Emekçileri Anlatıyor | Mutfak Çalışanı: “Mutfaktaki iş kazasına ‘Meslek bulaştı’ deniliyor”

“Erkeklerden medet ummamak için 35 kiloluk unları tek başıma taşıyorum. Elimde 35 kiloluk yük var ve ben 55 kiloyum. Yorulduğumu fark ettiklerinde: “Sen nasıl hamile kalacaksın, senin doğum yaptığını düşünemiyorum,” diye kadınlığım üzerinden eleştiriliyorum.”

Röportaj: Merve Yetkin

Toplumsal cinsiyet rollerinde kadınların alanıymış gibi görülen ama aksine, eril bir sektör olan mutfak sektörünün zorluklarını, 21 yaşındaki pastacı K. ile konuştuk. Renkli görüntünün altında sömürü düzeni ve cinsiyetçi bir dünya var: Düzenli ve temiz olma zorunluluğu, “espri” ambalajlı şef tacizleri, hak gaspları, meslek bulaştıran iş kazaları…

Mutfak sektörü, erkeklerin yoğun olduğu cinsiyetçi bir sektör. Bir kadın olarak mutfağa girince, ciddi biçimde geriliyorsun. Bilerek yapıyorlar aslında; çünkü onların gözünde pozisyonun ne kadar yüksek olursa olsun işe yaramazsın. İster pastane şefi ol, istersen baş şef ol. Pozisyon olarak senden daha düşük bir erkek kadar değerin yok mutfakta. Bunun birkaç sebebi var: Öncelikle, kadınsın ve onlara göre un çuvalı kaldırabilme yetin yok. “Ben erkeğim ve sana göre daha güzel göz zevkim var. Bu nasıl basit bir sunum? Bu nasıl iğrenç bir tabaklama?” gibi sözlere sürekli maruz kalıyorsun. Bunu söyleyen kişi, otuz senedir sektörde bulunan biri. Elbette ki benden daha iyi bir tabaklama çıkaracak, çünkü tecrübeli. Kadınsın diye sürekli sana çeşitli misyonlar yüklüyorlar. Ben dağınık çalışan bir insanım; fakat iş bitince kendi alanımı topluyorum, temizliyorum. Mutfakta zaten herkesin bir çalışma alanı var ve benim çalıştığım alana kimse girmiyor. Kadın olduğun için buradan doğru yine seni eleştiriyorlar: “Sen kadınsın. Bu kadar pis, dağınık olunur mu? Senin evdeki halini düşünemiyorum.”

Belimde rahatsızlığım var ve ağır yük kaldırınca belim ağrıyor. Erkeklerden medet ummamak için 35 kiloluk unları tek başıma taşıyorum. Elimde 35 kiloluk yük var ve ben 55 kiloyum. Normal olarak yoruluyorum ve canımın acıdığını belli ediyorum. Yorulduğumu fark ettiklerinde: “Sen nasıl hamile kalacaksın, senin doğum yaptığını düşünemiyorum,” diye kadınlığım üzerinden eleştiriliyorum. Başka bir örnek vereyim: Bir fotoğraf çekiminde kadraja bütün mutfak çalışanları sığamadığımız için en üst şefin altındaki sous chef [aşçı yardımcısı], kadınların kadrajdan çıkmasını istedi.

Ne kadar donanımlı olursan ol, hiçbir vasfın yok mutfakta. Onlar için görüntüsün. Çalıştığım yerlerde iyi olan şeflerim de oldu elbette. Çünkü evlilerdi ve genç bir çalışan olduğum için beni çocukları gibi görüyorlardı. Olası bir taciz durumunda daha merhametli davranıyorlardı. Bir gün başka bir şefim: “Sen çok kaşınıyorsun. Seni kaşımamız lazım ama mesai saatleri içinde bunu yapamam. Çıkışta lojmanda seni bir kaşıyalım,” dedi. Ben bunu en üst şefime söylediğimde, şefim bunu çok komik karşıladı. Adamın “espri” yeteneği hoşuna gitti ve buna güldü. Evli olan şefime söylediğimde daha hassas davrandı çünkü benim yaşımda kızı vardı. Çalışırken bir kadın olarak ya abi-kardeş ilişkisi kuruyorsun ya da hiç ilişki kurmuyorsun. Aynı yerde çalıştığın ve yakın olduğun erkek arkadaşın olamıyor, sıfır sosyallik. İşe gidip geliyorsun sadece. Bu durumda da yine hem kadın olmakla hem asosyal olmakla suçlanıyorsun. Güler yüzlü değilsin, el şakasından hoşlanmıyorsun ve bu yüzden suçlanıyorsun. Birisi gelip senden makas almak istiyor ve müsaade etmiyorsun. Çünkü neden benden makas alsın ki! O zaman da sıcakkanlı olmamakla suçlanıyorsun.

Sektöre girdiğim ilk zamanlar, servis personeli olarak çalışan sevdiğim bir abla vardı. Bir kere soyunma odasında yaşadıklarım yüzünden ağlamıştım. Yanıma gelip, çok güçlü bir kadın olduğumu hatırlatarak dedi ki: “Burada sezonu bitirmek ya da bu işi gerçekten yapmak istiyorsan ya onların istediği gibi biri olacaksın ya da erkek gibi davranacaksın. Karakterinden uzaklaşacaksın, yoksa burada barınamazsın.” Ben de bu sebeple erkek gibi davranmaya başladım.

Çalıştığım otelden ayrılınca yine erkeklerin yoğun olduğu, daha küçük bir işletmede çalışmaya başlamıştım. İki gün sonra bana, “Erkek arkadaşın var mı?” diye soruldu. Erkek çalışanlara bu soru: “Aslanım benim, vardır sende bir şeyler?” şeklinde sorulurken bana, “Erkek arkadaşın varsa söyle, ona göre tavrımızı belli edelim,” şeklinde soruluyor. Çok fazla özel hayat sorgulanıyor. Benim iki üst pozisyonumda, çocuklarından farklı bir şehirde yaşayan ve boşanma aşamasında olan bir kadın çalışan vardı. Neşeli ve tatlı bir kadındı. “Boşanma aşamasında olup, çocuğu olan bir kadın nasıl bu kadar mutlu olabilir?” deniyordu. Bütün otelin dilindeydi mesele. Diyelim izin alacaksın. Hakkın olan izni istiyorsun veya bir talepte bulunuyorsun, işi sürekli menfaate döküyorlar. Kabaca Binbir Gece Masalları gibi durum. Eğer işe yeni de girmişsen zaten, iki aylık deneme süresi var. Seni direkt işten atabilir.

Otelde çalışırken iki iş kazası geçirdim: Kavisli bir yoldan geçerek giriyoruz mutfağa. Gece 12’de çıkıyoruz ve orada aydınlatma yok. Telefon feneri kullanıyoruz. Yağmur yağdığı zaman, o yol çok kaygan ve tehlikeli oluyor. Bu sorunu defalarca dile getirmiştik. Bir gün o yoldan geçerken düştüm ve diz kapağı kayması tehlikesi geçirdim. Bu durumlara insan kaynakları, “ekstra iş” diye bakıyor.  Hastaneye gidip geldim. Bana ilk sorulan soru: “Ciddi bir şey var mı? Yarın çalışabilir misin?” oldu. Umurlarında değilsin. Otellerde iş sağlığı ve iş güvenliği uzmanları var; fakat formalite. Her seferinde bize gelip bir şeyler anlatıyorlar. Biz onlara sorunlarımızı söylüyoruz, kaygan olan yolu daha önce iş sağlığı ve iş güvenliği uzmanına söylemiştik. “Tamam,” diyorlar ve gidiyorlar.

Mutfak çalışanı olduğumuz için bazı sorunları göz ardı ediyoruz ister istemez. Mesela mutfakta koşmak yasak. Bıçakla koşmak ekstra yasak; fakat mecburen koşuyorsun. Çünkü yetiştirmen gereken bir sürü iş var. Diyelim ki koşmuyorsun ve güvenlik kurallarına uyuyorsun, bu sefer de işi yavaşlattığın için mobbinge maruz kalıyorsun. Yetersizlikle suçlanıyorsun. Bir kere mutfakta çalışırken elimi yaralamıştım. Pansuman yapıldı, mutfağa geri döndüğümde herkes beni bekliyordu. Şefim gülerek, “Dur sıcaktakileri de çağırıyorum, onlara da anlat nasıl aptalca bir iş kazası geçirdiğini,” dedi. Herkes toplandı ve ben olayı anlattım, bütün mutfak bana güldü.

Burada iki durum doğuyor: Birincisi bir daha iş kazası yaşadığın zaman söylemiyorsun. Daha doğrusu söyleyemiyorsun. Avuç için 300 derecelik taş fırında yandığı zaman, ses çıkarmayıp işine dönüyorsun. Çünkü yine gülecekler, seninle alay edecekler. İkincisi, mutfakta çok fazla alaylılar, mutfak eğitimi almadan gelenler var. Onların sık kullandığı bir cümle var: “Meslek bulaştı.”  Herhangi bir iş kazasında: “Meslek bulaştı, böyle büyüyeceksin,” diyorlar. Elin taş fırına yapmış. Nasıl bir meslek bulaşması oluyor bu, o zaman şef olmam lazım. Mutfakta yaşanan iş kazası, iş kazası olarak görülmüyor.

Çalıştığım süre boyunca sendikalı bir çalışana rastlamadım. Genelde maaşları eksik yatırıyorlardı. Her ay maaşını kontrol etmen, ne kadar kestiklerini hesaplaman lazım. İnsan kaynaklarına gidip maaşının eksik olduğunu söylediğinde, bazen eksik kısmı veriyorlar. Bazen de öyle bir şey söylüyorlar ki, sen de haklarını bilmiyorsan eğer asla karşı çıkamıyorsun. Bilerek yaptıklarını düşünüyorum. Şeflerin maaşında kesinti olmazken, sezonluk çalışmaya gelenlerin maaşında kesinti oluyor. Sezonluk gelenlerin de genellikle yaşı küçük olunca “Bir şey bilmiyordur,” düşüncesiyle kesinti yapıyorlar. Sonra kesinti için bir kılıf buluyorlar.