Röportaj / Özsüt’te Müşteri Memnuniyeti değil, Direniş Mecburiyeti Zamanı!

İstanbul’un popüler semti Kadıköy bu yaz bir işçi direnişiyle adını duyurdu. Türkiye’nin ünlü pastanelerinden Özsüt’ün Kadıköy şubesi, aylardır çalışanlarına ödemediği maaşlar sebebiyle bir direniş alanına dönüştü. Kadıköy’ün en işlek ana caddesinde, işten ayrıldığı halde parasını alamayan işçilerin başlattığı eylemler, polisin sert müdahalesi ve gözaltılar ile gündeme taşındı. Özsüt’ün içinde çalışan işçilerin de iş bırakmaları ve dışarıdaki eyleme katılımın yüzü aşkın kişiyi bulmasıyla, dayanışma kazanımla sonuçlandı. Sürecin sonunda Özsüt, kademeli olarak eyleme katılan tüm işten ayrılmış işçilere haklarını ödemek zorunda kaldı.

Gecinemiyoruz.org için verdikleri röportajda Özsüt işçileri, direniş öncesinde maaşlarını alamadıkları için banka borcu, kira borcu, okul taksiti, haciz gibi yaşadıkları ekonomik zorlukları, hem direniş öncesinde hem de direniş sırasında karşılaştıkları baskıları ve psikolojik sorunları aktarmakla kalmadılar. Aynı zamanda nasıl direnişe karar verdiklerini, “artık yeter!” diyerek sokağa çıkmalarını, direniş sürecinde kazandıkları desteği ve patronların krizin faturasını işçiye ödetme çabalarına karşılık haklarını nasıl aldıklarını da anlattılar. Röportajımızdan çok kısa bir süre sonra Özsüt, direnişin yeri olan Kadıköy şubesini kapattı. Şube kapatıldığında halen çalışmakta olan işçilere ise, verilmeyen haklarını aldıklarına dair kâğıt imzalatarak sorumluluklarından kurtulmaya çalıştı. Hiçbir arkadaşlarının haklarının içeride kalmayacağını her seferinde ısrarla belirten işçiler, mücadeleye devam etme konusunda kararlılar. 5 Eylül’e kadar Özsüt’e ve Özsüt’e bağlı STP Gıda Sanayi Ticaret A.Ş.’ye süre veren işçiler, çıkarılan işçilere hakları ödenmediği takdirde 6 Eylül’de Meydan AVM önüne çağrıda bulunuyorlar. Biz de “Ezilmeyeceğiz!” diyen işçilerin sesini ve çağrılarını sizlere ulaştırıyoruz.

Röportaj: Göksu Uyar & Merve Yetkin

%99,99 kazanımla sonuçlanan bir direnişiniz oldu. Özsüt’te direniş nasıl başladı? Bir direniş başlatmaya nasıl karar verdiniz? Sizin eyleme geçme süreciniz nasıl gelişti? Kamuoyunun desteği, baskısı nasıl oldu? Direniş sürecinde yönetimin size olan tavrı nasıldı?

Emre: Ben Emre, Marmara Üniversitesi’nde öğrenciyim. Eğitim ihtiyaçlarımı karşılamak için, hele de aileden bir desteğin yoksa belirli bir işe girmek zorundasın. Özsüt’e ilk girdiğimde bir sıkıntı yoktu. Maaşlarda ufak ufak aksamalar başlamıştı. Maaşlar ilk önce bir hafta geç yattı, sonra iki hafta geç yattı. Üç, dört derken iki ay maaşımızın yatmadığı oldu. Yaşamak için, geçinmek için belli bir gelirin olması gerekiyor. Bu durumu arkadaşım olan Şevval ile konuştum ve 30 Haziran’da Şevval ile birlikte işten çıkmaya karar verdik. Sonradan Umut abinin de işten ayrıldığını öğrendik. İlk başta Umut abi, ben ve Şevval direnişe başlamaya karar verdik.

Peki, hiç çekince olmadı mı?

Emre: Çekince olmadı aslında. İstediğimiz şey emeğimizin karşılığını almak, bizim olan şeyi istemek. İki gün üçümüz sürdürdük direnişi. Sonradan diğer arkadaşlarımızda işten ayrıldı ve direniş gitgide büyüme başladı.

Direnişin bu kadar büyümesini, ses getirmesini bekliyor muydunuz? Ya da bir sonuç elde etmeyi bekliyor muydunuz?

Emre: Aslında direnişin bu kadar ses getireceğini, hakkımız olan paramızı geri alabileceğimizi pek düşünmüyordum. Sonradan hepimiz de gördük ki, başlattığımız bu direnişle çok büyük bir ses getirmeye başladık. Tabii direnişin Kadıköy’de olması, merkezi bir yerde olması da bizim için bir avantajdı. Sosyal medyanın, birçok haber kanalının desteği ile direnişin büyümesi gerçekten bizi çok mutlu etti. Yaşadığımız şeyler sadece bize ait değil. Birçok insan hak ihlaline uğruyor, birçok insan maaşı ile sıkıntılar yaşıyor. Direnişin büyümesi diğer insanlara da bir umut verdi. Hakkımızı aramamız gerektiğini belki de bizim sayemizde birçok insan da görmüş oldu. Sonuçta insanların kendi hakları için savaşması, mücadele etmesi böyle bir şey.

Filiz: Benim adım Filiz, Temmuz 2018’de Özsüt’te mutfak elemanı olarak çalışmaya başladım. Eylem başladığı zaman ben Ümraniye’de bulunan Meydan AVM’nin içinde yer alan Özsüt’te çalışıyordum. Aslında beni Kadıköy Özsüt’ten Meydan AVM’ye sürgün etmişlerdi. Eylemin başladığını öğrendiğimde Meydan AVM’deki müdürümü arayarak Kadıköy’de kalacağımı ve eyleme katılacağımızı söyledim. Oraya gelirsem de, orada da eylemime devam edeceğimi söyledim. Meydan AVM’deki müdür ise bana “Sen Kadıköy’de kal. Buraya gelme, buranın düzenini bozma,” dedi. Direnişin diğer mağazalara sıçramasından çok korkuyorlardı. Ama maaşım yattı, biz ertesi gün kendimizi tekrar Meydan AVM’de bulduk.

Oraya sürdüler mi sizi?

Filiz: Aynen öyle. Biz Meydan AVM’ye sürgün edilince normalde saat 22.00’da kapanan mutfağı 23.00’a çektiler. 4 kişi sabahçı, 1 kişi kapanış. Neden böyle bir değişiklik var dediğimizde ise: “Biz böyle istiyoruz,” dediler. Gece 11 işten çıkıyoruz, 1 saat otobüs bekliyoruz. Otobüs gelmiyor, tekrar dükkâna dönüyoruz. Servisin kalmasını bekliyoruz. Bizim eve varmamız gece 2’yi buluyor. Ayrıca şoförlerin hepsi sarhoş oluyor. Her servise bindiğimizde “bugün eve sağlam varabilecek miyiz” korkusuyla gidiyoruz. Bu servislerin hepsi Özsüt’ün bulduğu firmalar. Biz Kadıköy’de çalışırken servis kullanmıyorduk; ama servis kullanan arkadaşlarımız servis şoförlerinin sarhoş olduğunu hep söylüyorlardı. Meydan AVM’ye geçince servis kullanmak zorunda kaldık. Rahat iki, iki buçuk saatimiz yolda geçiyor.

Arkadaşım senelik izinde iken artık canıma tak etmişti. Beni Kadıköy’den Meydan AVM’ye gönderirken: “Eleman eksiği var ondan oraya gideceksin,” dediler. Sonradan duydum ki benim yerine başka bir eleman almışlar. Ben de Meydan AVM’de tek çalışıyorum, diğer çalışma arkadaşım da yıllık izinde. Bana ilk başta bir haftalığına Meydan AVM’de çalışacaksın dediler. Bir hafta sonra telefon açıyorum müdüre, cevap veren yok. Eleman açığı var deyip bizi gönderiyorsunuz ama yerimize eleman alıyorsunuz.

Peki, bu yaşadıklarınız direniş zamanında mıydı? Sizce neden böyle bir şey yaptılar?

Ayten: Direnişten önceydi bu. Bunu yapmasının sebebi: Meydan AVM’nin ustası işi bıraktı. “Meydan AVM’de eleman açığı var,” dediler. Bir haftalığına Filiz arkadaşımı gönderdiler. O sırada da ben senelik izine çıktım. Bana da izin dönüşü birer hafta sıra ile Meydan AVM’ye gideceksiniz dediler. Ben izindeyken dışardaki eylemler devam ediyordu. İzinden döndüğüm gün içeride de oturma eylemi başlamıştı. Hep birlikte bu eyleme biz de katıldık, hep beraber.

Siz orada çalışıyor musunuz hala?

Filiz: Hayır bıraktım. Ben Meydan AVM’ye gönderildikten sonra ihtarımızı çektik, işi bıraktık zaten. Hem bedenen hem beyin olarak bitmiş durumdaydım. Tazminat falan umurumda değildi. “Bir an önce buradan kurtulayım,” diyordum. Biz paramızı aldıktan sonra Meydan AVM’deki Özsüt’te çalışan müdürler, çalışanlar “Siz bu eylemi boşu boşuna yaptınız. Zaten herkes parasını alacaktı. Neden eylem başlattınız ki? Sizin gittiğiniz yol, yol değil sizin,” dediler.

Meydan AVM’deki baskı devam ediyor mu?

Ayten: Tabii, tabii. Meydan AVM’de de baskılar sürekli devam ediyor. Çalışırken belirli yiyecek, içecek haklarımız var. Çay, kahve, soğuk içecek, yemek vs. Bu haklara yasak geldi. Meydan AVM’nin çalışanları üstümüze gelmeye başladı. “Sizin yüzünüzden bu yasaklar geldi. Siz eylem yaptınız, kabak bizim başımıza patladı,” dediler. Çalışanlardan bile düşmanız, hastalıklıymışız gibi tepkiler gelmeye başladı.

O çalışanlar maaş alabiliyor muydu?

Ayten: Aslında diğer çalışanlar da maaş alamıyordu. Bizim sayemizde onlar da maaşlarını almaya başladılar.

Filiz: Meydan AVM’de çalışanlar bizden önce ihtar çekiyorlar. Meydan AVM’nin müdürü çalışanları uyarıyor. “Öyle bir şey yapmayın. Yaparsanız karşınızda beni bulursunuz,” diye çalışanları tehdit ediyor. Daha sonra çalışanlar da geri çekiliyor. Oranın vardiya şefini ikna ediyor müdür. O geri çekildiği için, onların dilekçeleri de kabul olmuyor. “Ben nasıl durdurdum elemanlarımı,” diyor. “Oradaki müdür yapamadı,” diyor.

Cansu: Kadıköy Özsüt’te çalışanların birçoğu uzun süredir çalışıyor. Meydan AVM’nin kadrosu ise genelde öğrenci, daha genç. Yeni girmiş birçoğu iki aydır, üç aydır çalışan kişiler. Aslında haberi yok hiçbir şeyden.

Filiz: Örneğin ben oraya [Meydan AVM’ye] gittiğimde tezgâhtar olan kız, işe gireli 47 gün olmuş. Öğrenci ve 47 gündür maaş alamıyor. “Böyle devam ederse ben çıkacağım abla,” demişti.

Diğer şubelerde de böyle miymiş peki?

Cansu: Franchise’larda[1] sıkıntı yok. Kendi şubeleri böyle. Özsüt’ün kurumsal olarak 3 şubesi var İstanbul’da. Ama İstanbul’la sınırlı değil. İstanbul dışındaki şubelerinde de yatırılmıyordu. Ama oralarda eylem gibi bir şey olmadı.

Ayten: Ben bir sene önce mutfak elemanı olarak çalışmaya başlamıştım Özsüt’te. Öyle güzel hayallerle başladım ki! İlk girdiğimde çok şükür dedim, kurumsal bir firmaya kapak attık. İlk girdiğimde insanlarla da tanışmaya başlayınca gelip “Abla keşke girmeseydin. Maaşlar yatmıyor, geç yatıyor burada,” diye şeyler duymaya başlamıştık. Biz ilk girdiğimizde: “Ayın 1’i ile 5’i arasında maaşlarınız yatacak,” denildi. “Belki 10’unda da yatabilir,” demişti. Biz de “10 gün gecikmeden bir şey olmaz” demiştik ama ne 10’u! 20 gün geçiyor, bir ay geçiyor maaş yok ortada. Çalışma ortamımız, iş arkadaşlarımız iyi idi. Eski müdürlerimiz iyi idi. Maaşlar geç yatıyordu ama ortamımız güzeldi. Onun için sabrettik zaten. İki ay sonra da yatsa maaşlar, paramızı alıyoruz, içerde kalmıyor demiştik. Tabii ki sıkıntı çekiyorduk. Sonuçta hepimizin belirli sorumlulukları var. Bu yeni müdür geldi, yeni vardiya şefi geldi. Gelir gelmez, o yasak, bu yasak…

Cansu: İstanbul’da Özsüt’ün iki tane şubesi kapandı. Marina ve Emaar şubesi. Şubeler kapanınca müdürler kaldılar. Müdür kadrosunda da eksik yok. Çıkartılan kişiler bayağıdır çalışan, eski elemanlar. Usulsüzlük bahanesi ile işten çıkarttılar müdürleri.

Ayten: Müdürler değişince sistem de değişti. Sürekli bir baskı hali. Bizim günlük içtiğimiz şeyler yasak hale geldi. İşimiz yokken mutfak ekibine kimse karışmazdı. İşimiz yoksa oturuyorduk. Oturmamıza yasak geldi. “Oturmayacaksınız,” diyorlardı. “İşin yoksa oturmayacaksın, ayakta bekleyeceksin,” diyorlardı. Yukarıya çıkmak yok, dolanmak yok. Masalarda oturmak yok. Bulaşıkhanede çalışan iki abla vardı. Birisi biraz yaşlı, birisi de ayağından rahatsız. “İşleri bitince oturmayacaksın,” diyorlardı kadınlara, “ayakta bekleyeceksin.” Mutfak zaten daracık ki bu yaşananlar eylem başlamadan önce idi.

Molalarımıza kısıtlama geldi. “Sigaraya çıkmayacaksınız,” denildi. Haftanın üç günü saat dörtten sonra tek başımıza çalışıyorduk mutfakta. En son dedik ki: “Ne yapalım, duvarlarla mı konuşalım? Söyleyin bir şey onu yapalım.” İş varken yeri geliyor 4 saat durmaksızın çalışıyorsam eğer işim yokken de yarım saatte bir çıkarım molaya, sigaraya. İşim yok çünkü.

Bir top dondurma yediğim için tutanak tutuldu. Normalde çalıştığımız için ürünlerden yeme hakkımız vardı. Bir öncesine kadar serbest olan şeyi ben sorup aldığımda bir gün sonra izinli olduğum gün hakkımda tutanak tutulmuş yasak olan ürünü yediğim için. İzinden döndüm önüme tutanağı koydular imzala diye. Ben de imzalamadım. Tamam, anladık. Bizimle uğraşıyorsunuz. İşten çıkmamız için yapıyorsunuz ama bu kadar da yapılmaz.

Özel, şahsi eşyalarımızın içinde olduğu dolaplarımızı boşalttılar. Yaklaşık sekiz dokuz kişi izinliyken herkesin işinin başında olduğu sırada cinsiyet fark etmeksizin dolaplarımızı boşaltmışlar. Bir geldik ki, tüm eşyalar yerde. “Benim dolabını açamazsın, özel eşyama dokunmazsın,” dedik. Benim çantamı karıştırmakla dolabımı karışmak aynı şey sonuçta. Benim bütün özelim orada. Biz bu şekilde itiraz edince de: “Bir kişi iki dolap kullanıyormuş. Açıkta olan kişiler varmış. Onun için dolaplarımıza bakmışlar.” Bize bu şekilde söylediler. Hâlbuki yalan, açıkta kalan kişi yok.

Eylemden nasıl haberiniz oldu?

Ayten: Ben izindeyken dışarıda zaten başlamıştı eylemler. İzinden döndüğüm gün de içeriden arkadaşlar oturma eylemine başlayacaktı. Bizi Meydan AVM’ye gönderiyorlar eleman yok diye. Kadıköy Özsüt’te de normalde saat 22.00’da kapanan mutfağı 16.00’da kapatmaya başladılar. Trajikomik. Çıktım işten, hatta müdüre de teyit etmek için sormuştum. “Mutfak kaçta kapanıyor,” diye. Saat 16.00’da mutfağı kapattık. Arkadaşlar da Kadıköy Özsüt’ün önünde idi. Onları gördüm el salladım, alkışladım falan sonra eve gittim. Saat 20.00, 20.30 civarı müdür aradı ki, yarın Meydan AVM’ye gideceksin. Filiz’le birlikte bir hafta sıraya gideceksiniz diye. Hoş ikimiz de aynı anda gittik de. Orası da ayrı zaten. Neyse ben de müdüre gitmek istemediğimi söyledim. “Meydan AVM evime çok ters,” dedim. “Karar böyle verildi, gitmek isteyen gider. Gitmek istemeyen gitmez,” dedi müdür. Ben de yarın gelince yüz yüze konuşuruz dedim. Eylemin beşinci gününde biz de içeride eyleme başladık. Sabah gidiyorduk, işe kıyafetlerimizi giyiyorduk. Oturuyorduk sonra. Eylem dışarıda olduğu için camlara yaklaşmamız yasaktı. Lavaboya bile göndermiyorlardı. Sonuçta dışardaki arkadaşlarımızı görünce onlar da motive oluyorlardı, biz de mutlu oluyorduk. Çünkü birbirimiz için bir şeyler yapıyorduk. Biz yine de müdürümüzü üzmemek için camlara yaklaşmıyorduk. Yine de dediğini yapıyorduk. Arada gizli gizli bakıyorduk sadece dışarda olan arkadaşlarımıza. Sanki bir suç işlermişiz gibi. Gelip uyarıyorlardı camlara yaklaşmayın diye.

Yaklaşık iki ay maaş alamamıştınız. Bu dönemde nasıl devam ettiniz hayatınıza?

Ayten: Çok zorlandık. Borçlarla, kartlarla, esnek hesaplarla.

Filiz: Banka beni aramıştı. Borcunuzu ödeyin, yarım saat içinde hacze geliyoruz diye. Ben neye uğradığımı şaşırdım. Artık o kadar birikmişti ki borcum yarım saat içinde geliyoruz dedi banka.

Ayten: Eylem beşinci günün sonunda: “Akşam maaşlarınız yatacak,” denildi. Müdür o akşam kapıdan çıkarken “Ben size yarın gösteririm,” diye tehdit ederek çıktı. Tamam, oturma eylemi yapıyorduk ama biz müdürle birebir hiç tartışmıyorduk. Ertesi gün maaşlar yatıyor biz eylemi bitiyoruz. İşimize geri dönüyoruz ama bize düşman muamelesi yapılıyor. Siz yarın Meydan’dasınız. Haber verilmeden.

Filiz: Şu an çalışan arkadaşlarımıza da bildiğin zulüm yapıyorlar. Sırf eyleme katıldıkları ya da destek verdikleri için. İhtiyaç olmadığı halde buradan eyleme katılan arkadaşları oraya gönderiyorlar.

Meydan AVM neden sürgün yeri olarak kullanılıyor?

Ayten: Çünkü yer olarak birçok arkadaşın evine ters. Bir de oranın müdürü daha sıkıntılı. Uzak. Servisle evimize dönmek zorundayız. Yoksa aynı işi yapıyoruz.

Filiz: Meydan AVM’de bir hafta ben kapanışta oluyorum, bir hafta Ayten kapanışta oluyor. Diğer çalışanlar da bizimle aynı işi yapıyor ama onlar kapanışa verilmiyor sadece ben ve Ayten’e kapanış veriliyor. Bırakıp gidelim diye ellerinden geleni yaptılar.

Meydan AVM’de çalışanların da paraları yatmıyordu. Direnişten sonra onların da paraları yatmaya başladı sonuçta. Peki, onlardan herhangi bir dönüş, bir telefon aldınız mı?

Ayten: Tam tersine, Meydan AVM’de çalışanlar da bize düşmanmışız gibi bakıyorlardı. Çalışanlardan birisine dedim ki: “Biz ne yaptık? Fuhuş mu yaptık, hırsızlık mı yaptık?” Hakkım olanı ki, benim de değil üç tane çocuğumun hakkını istedik. Bu kadının iki tane çocuğunun hakkı. Belki bu kızcağız bir senesinden oldu üniversiteye harç parasını yatıramadı. Bir kuruş fazla istemedik. Herkesin hakkı neyse versin, onu alsın istedik. “Para yok,” diyorlardı. Nasıl para yok. Bilmem kaç tane franchise dükkânı var, sabit para geliyor. Nasıl para yok? Eylemden sonra bir buçuk aylığı birden yatırabildiler. Nasıl para yok.

Filiz: Bize bir ara “dükkân kapatılacak” denildi. Dükkân nasıl olsa kapatılacak. Herkese hakkını vermeyelim, sürelim çalışanları. Herkes kendi istediği ile çıksın. Mahkemeye versinler. Zaten mahkeme de üç-beş sene sürer ya da iflası çekerler kimse bir şey alamaz diye düşündüler.

Akın: Ben Akın, biz dört ay boyunca maaşlarımızı alamayınca başladık eyleme. İstanbul Üniversitesi’nde İşletme bölümünden mezun oldum. Okul bittikten sonra iş bulamadığım için Özsüt’e başvurdum. Biz maaşları alamayınca kredi kartları patladı, haciz maaşları falan… Biz o süreçte sigorta ve İŞKUR’a başvuruda bulunmuştuk 11 personel olarak. O süreçte bize geri dönüş olmadığı için eyleme başladık zaten. Biz önce devlete başvurduk. Şikâyet ettik. Ondan önce müdürlerimiz dava açtı. Bu belli idi ama devlet hiç bir şekilde dönüş yapmadı. Üç iş günü sonunda denetlenecek denildi. Ondan sonra hiçbir dönüş olmadı. Yaklaşık iki ay geçti hiçbir dönüş yok hala.

Biz eyleme başladığımızda ilk gün katılamamıştım. O süreçte ben çalışandım hala. Çalışan sıfatıyla dışarıdaki pankartı tutmaya katılamıyorsun. Ondan sonrasında işi bıraktık. Başladık eyleme. Sağ olsun, Kadıköy’deki onurlu insanlar bize katıldılar. Güzel bir eylem oldu. Biz eylemin beşinci gününde paralarımızı geri aldık. Kazandık yani. Daha sonra parasını alamayan arkadaşlarımız için, Cansu için devam ettik. Bu süreçte dışarıda olanlar olarak çok yıprandık; ama en çok da içeride olan arkadaşlarımız yıprandı. Biz paramızı almıştık sonuçta, borçlarımızı ödemiştik. İçeridekiler bizim aldığımızı biliyordu ve bu psikolojiyle çalışmışlardı. En mağdur olanlar içerdeki arkadaşlarımızdı.

Ayten: Biz zaten en son “artık yeter,” diyerek ihtarımızı çektik. Şartları gittikçe zorlaştırdılar. Biz iki arkadaş sürgünü yedik. En iyisi dedik, haklı feshimizi yaptık. Ve son iki arkadaş, üç arkadaş kalmıştı. Kerem, Cansu ve Sevim. Şu an, Kerem ve Cansu da paralarını aldılar. Sevim arkadaşımızınki yatmadı. Filizle ben de birlikte mahkemeden kâğıt bekliyoruz. İhtarnameyi çektik. Bu yola baş koyduk. Allah kimsenin hakkını kimsede koymasın, diyoruz.

Cansu: Ben Cansu. Bu direnişin en başından beri olan kişilerden biriyim. Direniş süresince her türlü baskıya, gözaltına alınmamıza, darp edilmemize rağmen 30 günlük eylemin sonuçta güzel kazanımlar elde ettik. Halk tarafından, kendi arkadaşlarımızdan, basın tarafından sürekli destekleyen, yanımızda olan kişiler oldu. Tüm destek veren kişilere teşekkür ederiz. Bugün ben ve Kerem arkadaşımız tazminatlarımızı aldık. Bu sefer de Sevim ablanın tazminatını yatırmadılar. Bu konunun da takipçisi olacağız.

Bu süreçte biz bir kazanım elde ettik ve şimdi geri kalan arkadaşlarımız için neler yapabiliriz onun takipçisi olacağız. Neler yapabiliriz, nasıl haklarını almalarına yardımcı olabiliriz, onun için devam edeceğiz.

Siz de Kadıköy’de mi çalışıyordunuz?

Cansu: Ben Özsüt’te dört şube değiştirdim. İlk Kadıköy’de başlamıştım. Son olaylarda Kadıköy’de değildim. Emaar AVM’ de çalışıyordum, oradan çıkış yaptım şube kapatıldığı için. Oradan çıktım, tazminat hakkımı aldım. Sonra Umut Abi ile tanışmıştık Emaar’da. O aradı beni, hakkımızı almak için eylem yapacağız dedi. Aileme bahsetmiştim bu durumu. İlk başta bir çekindiler. Bir şey olur, müdahale olur, kavga olur diye ilk gün ailem göndermedi.

İlk gün geçtikten sonra aramıştım Umut Abi’yi, ne oldu ne yaptınız diye. Umut Abi’nin maaşı yatmıştı. Ben de bunu duyunca aileme söyledim. “Bakın maaşını almış Umut Abi, ben de katılmak destek vermek istiyorum,” diye. “Tamam,” dediler. Gün geçtikçe ailem de alışmaya başladı. “Git kızım, hakkını ara,” diye kendileri demeye başladılar. “Biz de destek veriyoruz,” demeye başladılar.

Umut: Kısacası direnişin en güzel yönü hizmet sektöründeki insanların bir nevi örneği olduk. Bana sosyal medya üzerinden işçilerden çok mesaj geliyor, çalıştıkları yere dair sorun yaşadıklarına dair. Böyle tanışıklıkların olması bizim için önemli. Şu anda sadece Özsüt işçilerinin toplamı 33-34 kişidir. Daha çok kişiydik ama süreç içinde korkup, hayati kaygılar yaşayıp ayrılanlar oldu. Siyahken beyaza dönenler oldu. Bizler de dedik onur, haysiyet, şeref varsa parayı iade edin, Özsüt size yatırsın. Eyleme başlarda katılıp sonrasında tasvip etmeyen arkadaşlar oldu. Sonrasında Özsüt’te çalışmış birkaç kişiye daha ulaştık. Sonuçta bu alana ilk defa gelen arkadaşlar oldu. Hayatlarında ilk defa direnişle karşılaştılar, grev yaptılar, iş bıraktılar. Bir ay önceki konuşmalarıyla şimdiki konuşmaları çok farklı.

Direnişte devrimci kurumların ve basının yeri ve emeği büyüktür. Bizim için dayanışma her zaman önde gelendir. İşe girdiğinde para kazanmak için, hak edişinle giriyorsun, alın terinin, emeğinin karşılığını vermediği zamanda karşı duruş sergiliyorsun. Bunun karşılığında ise işverenin çeşitli baskılarıyla karşılaşıyorsun. Özsüt insanları son beş ayda psikolojik olarak da çok bozdu. İnsanlar birbirleriyle tartışmaya başladı, borç edinildi. İşçiler yeri geldi tiplerle[2] hayatını idame ettirmeye çalıştı. Esasında bizim bu eyleme geçişimiz içerdeki sorunlardandı; iç dünyamızdı, gözaltılar olduktan sonra ise kamuya daha çok ulaştı, dışarıdaki katılım artış gösterdi; bu da dış dünyamızdı. Bu direnişin ilmek ilmek işleyen bir süreci vardı; grevdeki her arkadaşımızla ayrı ayrı oturup uzun konuşmalar sonucunda bir nevi ikna etmeye çalıştık. Sonucunda da güzel bir kazanım elde ettik. Hak aramanın yolu sokaktır.

Çünkü Sevim Abla tazminatını dört yıl bekleyemez çünkü zengin değil, geliri yok. Bu insan sokağa çıktıysa, bu insan sokakta hak aramaya devam ediyorsa; benim için daha Özsüt zaferi tamamen elde edilmedi. İşten çıkarılan üç tane müdür var. Bunlar hukuksal mücadeleye başladılar. Yapacak bir şeyimiz olmadı ama dedik ki hukuksal mücadelenize destek veririz. Şimdi bizim için bir tek Sevim Abla kaldı. Onun için de gerekli görüşmelerimizi yapıyoruz.

Bunun dışında Özsüt tarihinde ilk defa müthiş bir darbe aldı. Tarihlerinde ilk defa self-servis oldu, direniş oldu. Bir de Ocak ayında yapılmış bir eylem ama sönük geçmiş, üstünde durulmamış.

Ocak ayındaki eylemi kim ve nerede yapmış?

Umut: İzmir Kemalpaşa’da çalışan fabrika işçiler yapmış; fakat kazanımla sonuçlanmamış. Bizim avantajımız Kadıköy’de olmamız ve doğrudan müşteri ile muhatap olmamızdı. Hem de şu var biz en başta direniş sürecinin uzun olabileceğini konuştuk. Dik durmak ve geri adım atmamak önemli. Hatta miras kalır, dedim. Hakikaten de kaldı. Süreçte tabii ki moralimizi yıpratıcı şeylerle karşılaştık; fakat birbirimize moral olduk. Hatta direniş sürecinde vardiya dönüşümü yaptık, bizler için yorucu süreci daha hafifletecek bir çözümdü.

Sevim: Bilakis daha da büyüyerek devam etti. Dışarıdan desteklerimiz oldu, o ayrı bir şeydi bizim için. Ben Sevim, 2017 yılının Mayıs ayında işe başladım. Bir buçuk yıl kadar Özsüt Kadıköy Şubesi’nde çalıştım, Kadıköy Şubesi’ndeyken maaşlarımızı zaten geç alıyorduk. Ama arkadaşlarımızdan ya da müdürlerimizden yana herhangi bir sorun yoktu. Gayet uyumlu geçiyordu, ta ki ben Ocak ayında Meydan AVM’ye gidene kadar. Meydan AVM’nin ustası işten çıkınca beni oraya gönderdiler. Kendi isteğimle de gittim aslında. Oraya gittikten bir ay sonra, eski ustalarını işe geri aldılar. O usta işe başladıktan sonra Meydan AVM’nin müdürü benim üzerimde ağır baskı yapmaya başladı. Psikolojik baskıya maruz kaldık; alaylara, hakaretlere maruz kaldık. Bu baskıya beş ay dayanabildim. Ben müdür beyin yüzünü görmemek için işyerinin arka tarafından dolanıp içeriye giriyordum. Saklanacak yer arıyordum. O derece büyük bir baskı vardı üzerimizde. En sonunda dayanamadım ve Ramazan Bayramı’na iki gün vardı, 30 Mayıs’ta ihtar çekerek ayrıldım. İhtar çektim; ama ayrıldıktan sonra işverenler haklarımı asla vermeyeceklerini söylediler.

Daha sonra Umut Bey’le tanıştık. Kazandık ve bunu sonucunda bütün işçiler haklarını aldılar. Bu haklar da en son Cansu ve Kerem arkadaş haklarını aldılar. Benim de tazminatımı alacağıma dair söz verdiler, onaylandı. Ama Cansu ve Kerem arkadaşın tazminatlarının yatmasına rağmen benimki yatmadı. Biz devam bütün hakkımızı alana dek mücadelemize devam edeceğiz. Haklarımızı alacağız, inanıyoruz.

Umut: Her birimiz farklı coğrafyalardan geliyoruz. En büyük avantajımız da şuydu: İşçi dilini iyi biliyorduk, her gün işçi diliyle hareket ediyorduk. Her gün işe gider gibi eyleme gittik. Hiçbir zaman geri adım atmadık. Bunun sonucunda da fark ettiyseniz, hemen hemen her kurumsal yerde direnişçi işçiler işten atılır, bu insanlar atılmadı. Artık öyle bir korku salmıştık. Gelip destek olan insanlar önemliydi bizim için. Son bir hafta artık “yetki, karar işçide” dedik. Hep biz tarih alıyorduk. Bundan sonraki tarihi biz vereceğiz dedik, öyle de oldu. Son üç gün militarist olduk. Artık tehdide kadar gittik, “siz bilirsiniz,” dedik. Sonra bir gün öncesinden duyum aldık. Duyum da değil; direkt bölge müdürünü aradığımda “Kerem, Cansu’nun parası belirsiz ama içeridekiler parasını alacak,” deyince “böyle bir hata yapıldığı takdirde, bu hatanın bedelini siz ödersiniz,” dedik. Onun sonucunda, işçinin sabrı ve azmiyle, dik duruşuyla, koskoca dev firma, 142 franchise, marka değeri ortalama 500 bin liraydı, 1 milyon olduğunu düşün, deli para… Şöyle olsa anlarım: Çalışırsın, karşı taraf çalışmaz, işverene para gelmez, kasayı görürsün. Öyle durumda alttan alırsın da, şimdi hem çalışıyorsun hem para almıyorsun hem kasa işliyor hem bankaya para yatıyor. Durmadan yeni şube açılıyor. Hükümet, iktidar yanlısıdır Özsüt. Ben Özsüt’e çalıştığım kadar KPSS’ye çalışsaydım şimdiye memur olurdum. Eylemden önce bir ay boyunca Özsüt’e çalıştım. 142 Özsüt Şubesi’nin 80 tanesini Vali açmış. Vali’nin pastane ile işi ne? Atanan vali pastane açılışı yapıyor!

Özsüt sahibinin Vali ile organik olarak bir bağı var mı?

Umut: Evet, şöyle var. Bunların babaları Sefer Usta, Kemeraltı’ndan yetişmedir. Sonrasında da Lübnanlı bir ortağı oluyor. Cafe Nero’nun eski sahipleri, bazı yerlerin hala sahipleridir. Özsüt’ü esasında kahveye çevireceklerdi. Sonrasında tabii Özsüt’ü herkes sütlü tatlıları, pastaları ile bildiği için, doğal olarak pastane olarak devam ediyor.

İktidara yakınlar, nedenini bir örnekle açıklayayım. Pamukkale Türkiye’nin sayılı otobüs firmalarından biri ve konkordato ilanı veriyor. Devlet konkordatoyu kabul etmiyor. Özsüt konkordato ilanı verse direk kabul eder; çünkü iktidar yanlısı, içindeki hissedarlar da böyle.

Bu süreçte emniyetin baskısı da çok oldu. Zaten gözaltına alındığımızda Öğrenci Faaliyeti, TİP, FKF, Genç İşçiler ve diğer devrimci kurumlardan gözaltına alınanlar olduğunda, halka biz işçi eylemlerindeki “provokatörleri” aldık mantığına getirdi, o da tutmadı. Gözaltı oldu, ertesi gün Özsüt’ün içinde de direniş başladı. Aslında duygusallık dediğim nokta burasıydı. Herkes devrimci arkadaşlarla tanıştı, milletvekilleri geldi, destek gördüler, sendikalar geldi, temsilciler. Bizim için en önemli nokta dayanışmaydı, bir aile olduk.

Bu süreci anlatacağımız bir panel yapacağız. Pikniğimiz de olacak. 22 Eylül’de de panelimiz olacak. Onun çalışmalarını yapıyoruz. Bu daha bitmedi, Sevim ablanın da hakkını alacağız, aldıktan sonra da zaten Özsüt işçileri bir emsal oluşturdu.

Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sevim: Kadıköy Şubesi’nde çalışan arkadaşlarımızdan herhangi birini göndermek istedikleri zaman Meydan AVM Şubesi’ne gönderiyorlar, sürgün olarak. Çünkü oradaki müdür, insafsız ve vicdansız olduğu için, alaylarla, hakaretler, baskı ve psikolojik baskı ile işçileri istifaya zorlayabiliyor. En sonunda da işçiler dayanamayarak çıkışlarını kendileri veriyorlar. Ben maaş alamadığım üç ay boyunca ev sahibim beni aradı ve evi boşaltmamı söyledi. Ben tek başıma yaşayan bir insanım. Kendi ayaklarım üstünde duruyorum. Hiçbir ek gelirim yok, sadece maaş ile geçiniyorum. Orada sinir krizi geçirdim. Çünkü ben üç aydır kiramı ödeyemiyorum, çocuğumun taksitini ödeyemiyorum, hiçbir parasını ödeyemiyorum ve ben bunları müdüre söylediğim zaman müdürün bana söylediği şey “Hiç kimse seni evden atamaz. Boş ver sen kimseyi dinleme. Evden çıkmak zorunda değilsin,” oldu. Bana gösterdiği yol buydu. Ayriyeten mağaza müdürü bir gün mutfakta çalışan arkadaşımıza küfür etti. Biz bunu bölge müdürüne telefon açarak şikâyet ettik. Bizim yanımızda olmak yerine bizim şikâyetimizi mağaza müdürüne anlatıp “Bu kişiler seni şikâyet etti,” diyerek; sonrasında üzerimizde daha büyük bir baskı uygulandı. Çıkmamız için büyük baskılara maruz kaldık, en sonunda dayanamayarak çıkmak zorunda kaldık.

Kaç kişi işten ayrıldı?

Akın: Biraz önce anlattığım ilk günde üç kişi işten çıktık. Sonrasında peşi sıra biz çıktık. Başka şubelerden katılımlar oldu. Kadıköy’de müdürlerle birlikte 11 kişi olduk. Sonra diğer arkadaşların katılımıyla 16 kişi olduk. Maaşlar alınınca ayrılanlar oldu. 16 kişi net işten ayrılanların sayısıdır. Çıkıp haklarını alamayan 16 kişi vardı. Özsüt’ten ayrılıp işsiz olan kişi sayısı 20-25 olmuştur.

Şimdi işsiz kalma gerçeği de var. Özsüt işçileri ne yapacak bundan sonraki süreçte?

Umut: Kurumsal bir yere başvurdum. İki aşamayı geçtim fakat üçüncü aşamayı geçemedim. Dolayısıyla iş başvurum geçersiz oldu. 15 Temmuz’dan sonra, kurumsal yerlerde çalışmak için önce sicilin emniyete gidiyor; eğer herhangi bir dosyan varsa işe alınmıyorsun. Direniş sürecinde yaptığımız bütün eylemlerin davası bana açılmış, dosya bana yüklenmiş. Dava gerekçesi, eylem örgütleme. Huzuru bozma, toplumsal muhalefet… Dolayısıyla benim iş bulmam zorlaştı. Kadıköy’de küçüklü büyüklü 26 yere iş başvurusunda bulundum; fakat hiçbir yerden geri dönüş alamadım. Özsüt direnişi ile birlikte beni tanıyan, iş başvurusunda bulunduğum bazı yerler “Sizi destekliyoruz,” dedikten sonra “Kusura bakma, işe alamam,” dedi. Böyle şeylerle de karşılaştım.

Hak almanın yolu sokaktır. Buradaki insanların üç yıl bekleyecek hali yok. Emek vermişiz sonuçta. Hakkımızı almanın tek yolu, alanda birleşmektir. Sürecin takipçisiyiz. Özsüt işçileri olarak da kendi adıma da destek veren tüm parti ve kurumlara da çok teşekkür ederim.

Genelde hak ihlalleri ile karşılaştığımızda bir çekimserlik oluyor. Şimdi mahkemeye başvursam “bir şey çıkmaz” hissine kapılıyor kişi. Bu süreçten sonra sizde farklı bir hissiyat oldu mu?

Sevim: Oldu elbette. Ben tek başıma yaşıyorum. Kira ödemem gerekiyor. Kış döneminde sezon kapalı oluyor. İş bulamama sıkıntısı var. Mecbursun çalışmaya, sezon açılana kadar her şeye katlanacağım diyordum.

Umut: Mahkemede mi hakkını ararsın yoksa sokakta mı?

Sevim: Şimdi öğrendim ki, sokakta hakkımı ararım. Türkiye genelinde mahkemede hak aranmıyormuş. Bunu da öğrenmiş olduk. Başka bir işte başıma böyle bir şey gelse, asla katlanmam. Sokakta hakkımı ararım. Bu yaşadıklarımız bizlere de ders oluyor. Güçleniyor, bilinçleniyor insan. Ayrıca çok güzel çevreler edindik. Bize asla desteklerini esirgemeyecek kişilerle tanıştık. Ezilmeyeceğiz.

Cansu: Bundan sonra ben de hakkımı sokakta ararım. Genelde şöyle bir yaklaşım oluyor. Şimdi dava açsam, uzun bir süre davanın sonuçlanmasını bekleyeceğim. Sokağa çıksam, tek başımayım. Tek başıma da bir etkisi olmayacak gibi düşünüyor insan. Fakat tek başına da sokağa çıktığın zaman, senin arkanda gelebilecek, sana destek olabilecek güzel insanlar varmış. Bunu da öğrenmiş, görmüş olduk. Dört, beş kişi ile başlamıştık, şimdi yüzden fazla kişiyiz. Hem sosyal medya olsun, hem haberciler olsun, hem halk, hem örgütlü arkadaşlar olsun, gerçekten büyük bir aile olduk diyebiliyoruz, bu eylemin sonucunda. Tek başınıza da olsanız, illa ki destek veren birileri çıkıyor.

Aynı şekilde, siz de cesaret vermiş oluyorsunuz.

Cansu: Tabii ki, tabii ki. Bizim eylemimizle beraber, içerideki çalışmaya devam eden arkadaşlarımız da, bizden güç alarak içerde eylem başlattılar. Ben de aynı şekilde birinci gün yoktum; ama ikinci gün arkadaşlarımdan güç alarak yanlarına geldim.

Akın: Bir de Kadıköy Özsüt’te çalışanlar olarak biz birbirimize çok güveniyorduk. Biz haklı olduğumuz için kazanacağımızdan emindik. Destek geleceğinden de emindik. Toplumumuzun yapısı da böyle biraz. Bir bina yıkılırken 100 kişi izliyorsak eğer, bir işçi de ağlarken izleneceğini biliyorduk. Kadıköy’de olmamızın da avantajı var burada. Ümraniye’de olsak, aynı şey olur muydu bilmiyorum. Kadıköy’de kazanacağımıza emindik. Sadece bu kadar sürmesini beklemiyorduk. Bana göre fazla bile direndi Özsüt.

Cansu: Fazla ama 500 günü aşkın süredir direnen insanlar bile var yani. Onlara bakınca, biz yine iyi kazandık.

Akın: Tabii bunu Özsüt yerelinde söylüyorum. Özsüt’te çalışırken diyelim ki müşteri tatlıyı beğenmediyse ya da en ufak bir sorun çıktıysa, çalışanlara kişi başı üç tutanak yazılıyordu. Çok bile dayandılar çünkü bu konuda çok hassaslardı. Tepkiden çok korkuyorlardı. Müşteri parasını ödemezdi. Parası bizden kesilirdi, hem bir ton azar yerdik hem de tutanak yerdik.

Sevim: Müşteri her zaman haklıdır, derlerdi.

Akın: O yüzden Kadıköy direnişine çok çok iyi direndiler. Yönlendirebilirsen, toplumun yapısı, merakı bir avantaj olabiliyor.

[1] Bir ürün veya hizmetin imtiyaz hakkına sahip olan tarafın belli şartlar ve sınırlamalar dahilinde biri veya bir firmaya bu hakları vermesiyle doğan iş ilişkilerinin bütünüdür.

[2] Bahşiş