Röportaj / TARİŞ’te Direniş Kıvılcımı Yeniden Alevlendi

Fotoğraf: Meryem Ulus

TARİŞ Zeytin ve Zeytinyağı Fabrikası’nda yedi sendikalı işçinin işten atılmasıyla başlayan direniş, Çiğli Organize Sanayii Bölgesi’nde bulunan fabrikanın önündeki eylemlerle devam ediyor. Direnişçi işçilerden DİSK Gıda-İş Üyesi Murat Yılmaz ve DİSK Gıda-İş Ege Bölge Şube Başkanı Gürsel Köse ile yaptığımız röportajda, işçilerin işten atılma süreçlerinin yanısıra 1980 TARİŞ Direnişi, TARİŞ’in tarihi, yönetim anlayışı ve güncel mücadeleler üzerine sorularımızı yönelttik.

Röportaj: İbrahim Sarıkaya

Direniş nasıl başladı? Neden 7 kişi işten atıldı? Sen ne zamandan beri sendikalısın? Bize süreci detaylarıyla anlatabilir misin?

Murat Yılmaz: Temmuz başından beri sendikalıyım, yaklaşık 5 aydır. Ama Temmuz’un öncesi var bir de. Bizim işçi arkadaşlarla aramızdaki sorunları masaya yatırıp çözüm yolunu sendika olarak tespitimiz Haziran’ı buluyor. Temmuz başı itibari ile de DİSK Gıda-İş ile temas kurup, 120 işçi arkadaşımız beraber DİSK’e bağlı Gıda-İş Sendikası’na üye olduk.

Bu zaman zarfında işverenle yaptığımız bütün görüşmelerde bizim bu irademizi tanımadılar, hiçbir şekilde bizimle görüşmeye yanaşmadılar. Daha sonra ikna odaları kurarak sendikaya üye olan insanları vazgeçirme, işten atma ile tehdit ederek, “sendikadan istifa edin” gibi yaklaşımları oldu. Bugüne kadar baskı, tehdit ve mobing uygulamaları devam etti.

6 Kasım Salı günü mesai saat 18.00’da bitiyordu ama 17.45’te ben dahil 7 arkadaşım insan kaynakları tarafından teker teker çağrıldık iş akdimizin fesih edildiğini öğrendik. Daha sonra işten atılan arkadaşlar ve diğer sendikalı arkadaşlar mesai bitiminde servislere binmeme ve bekleme kararı aldık. Ta ki yönetimden bize tatmin edici bir açıklama yapılmasını, bu işten atmaların sebebini açıklamarını bekledik. Söylentiler devam etti fabrika içerisinde “daha işten çıkarılmalar” olacak şeklinde…

Bize herhangi bir açıklama yapılmadı. Saat 11.00 sularında çevik kuvvet bir anons geçti: “Yaptığınız yasadışı bir eylemdir. Fabrikayı terk edin,” şeklinde bir açıklama yaptı. Biz de sendika temsilcilerimizle görüştük. Eylemi sonlandırıp, çıkış kapısından topluca çıkmaya karar verdik. Kapıdan çıktığımızda yani ayağımızı dışarı attığımız anda bütün sendika temsilcileri ve işçi arkadaşlarımız toplam 65 kişi gözaltına alındık. Saat 06.00 civarında serbest bırakıldık.

Bugün direnişimizin üçüncü günü. Bugün itibari ile içeride şöyle bir tablo var; işveren vekilleri bizi örnek göstererek: “İşte sonunuz bunlar gibi olur. Sendikadan istifa edin. Zaten yaptığınız, işlediğiniz suçtan dolayı elimizde görüntüler var. Siz suç işlediniz. Bunlar mahkemeye intikal ettiğinde sizi tazminatsız olarak işten atarız. Sendikadan istifa edin,” şeklinde sürekli bir baskı oluşturuyorlar. Fabrikanın bahçesinde sivil polisler cirit atıyor. Yani işveren ve polis çok yönlü bir baskıyı şu anda sendikalı arkadaşlar üzerinde uyguluyor. Ama içerideki arkadaşlarımız aynı dışarda direnen bizler gibi direnmeye devam ediyorlar.

İçeride çalışan işçiler vardiya değişimlerinde destek için yanınıza geliyorlar mı?

Murat Yılmaz: Burada vardiya değişimi yok. Burada çalışma saatleri sabah 8 akşam 6 şeklinde oluyor. Cumartesi ve Pazar günleri çalışma olmuyor. Sadece rafineri bölümümüzde dönemsel olarak vardiya oluyor. O da gelen yağların biriktirilmesiyle alakalı bir durum. Bu her zaman olan bir şey değil.

TARİŞ aynı zamanda bir kooperatif, öyle değil mi?

Murat Yılmaz: Zaten bizi hayrete düşüren şey şu; burası bir çiftçi örgütlenmesi. Çiftçi örgütlenmesi işçi örgütlenmesine karşı geliyor.

Aslında bu bir kooperatifin çiftçi örgütlenmesi niteliğini yitirip ticarileşince kendi amacından saptığının göstergesi değil mi?

Gürsel Köse: İşten atılan arkadaşlarımız aynı zamanda işveren. Adam buranın ortağı.

Ortak olma süreci nasıl işliyor?

Gürsel Köse: Bir taahhüt veriyorlar. Diyelim ki ben yağımı buraya vereceğim diyor. Buraya ister 100 lira verip ortak oluyor, ister 1000 lira verip ortak oluyor. Yağını sıktırmak değil de, direkt yağı veriyorsun.Verdiğin orana göre ortak oluyor. Sözleşme gibi yani.

Murat Yılmaz: Mesela “ben 200 kilo vereceğim” diyorsun. O 200 kilonun en az yarısını verdiğin takdirde ortak olarak üyeliğin devam ediyor. Delege olman vesaire gibi hakların oluyor. Şimdi bir kooperatif yönetiminin sendikaya üye olan işçilere bu yaklaşımı hayretler verici. Bu kooperatifin yönetimi dört yılda bir seçimle gelen insanlar. Şu andaki yönetim seçimle gelmiş insanlar.

Yönetim ne zaman değişti?

Murat Yılmaz: Yönetim geçen sene değişti. Cahit Çetin eski başkan görevi bıraktı. Hilmi Sürek yönetim kurulu üyesiydi. Ona devretti. Aslında kendileri bizzat seçimle gelmediler. Eski başkanımız görevini bırakınca, görevi devralmış oldu. Gelecek sene, Kasım 2019’da seçimler var. Birlik seçimleri var. Orada da bunun gündem olmasını istiyoruz. Seçimle iş başına gelmiş yönetimin işçilere bunu reva görmesi, işçileri sendikalı oldukları için işten atması üyeler tarafından değerlendirilmelidir. Onun ötesinde, Türkiye’de kooperatifçilik anlayışının da en baştan sorgulanması gerekiyor.

Örgütlenme sürecinde öne çıkarttığınız talepler neydi? İçerde şu an çalışan arkadaşlarımızın sendikalı olup buradaki yönetim kurulundan talep ettiği ana şeyler neler? Bu vesileyle onların da taleplerini duyuralım.

Murat Yılmaz: Aslında sendikalı olmamızın amacı, bir toplu sözleşme imzalamak. Toplu sözleşmenin amacı ise işçinin bu sözleşme ile beraber hem ücret anlamında hem sosyal haklar anlamında daha donanımlı hale gelmesi. Gerçekten çok komik ücretler vardı. Asgari ücretle çalışan arkadaşlarımız vardı. 17-18 senedir çalışan arkadaşlarım 2.100 liraya çalışıyorlardı. Böyle bir durumumuz vardı. Tabii ki ilk önce ücretlerin insani seviyeye, yaşanabilir seviyeye çekilmesiydi hedefimiz. Bunun yanında sosyal anlamda da hemen hemen hiçbir hakkımız yoktu bu fabrikada. Dolayısıyla sendikaya üye olmamızın birinci sebebi bir toplu sözleşme imzalamaktı. Örnek veriyorum şimdi sizin sorunuz üzerinden gidersek; seçimle gelmeyen, yıllardır görev yapan genel müdürler var. 2 tane genel müdür var. Yönetim kurulu karar alıyor. Her sene sözleşmesini yeniliyor. 17-18 yıldır çalışan işçiye 2.100 lirayı reva görenler genel müdüre 22.000-23.000 lira maaş veriyorlar. 2 tane genel müdür var. Birisi 22.000 lira alıyor, diğeri 23.000 lira alıyor. Bütün ihtiyaçları kooperatif tarafından karşılanıyor. Evleri kooperatif tarafından kiralanmış. Evlerinin temizliğine fabrikanın temizlik personeli gidiyor. Sadece ücret adaletsizliği değil; aynı zamanda yönetime çöreklenmiş bir grup insanın bu yaşam tarzları da bizi rahatsız ediyor.

İçerideki arkadaşlara yönelik baskıyı açar mısınız?

Murat Yılmaz: Ne tür baskılar uygulanıyor şöyle ifade edebilirim: İşçiler, bizzat Zeytinyağı A.Ş.’nin müdürü tarafından alfabetik sıraya göre, isim isim, teker teker odalara çağrılıyor. İşçilere “görüntüler elimizde, sizi tazminatsız işten atarız, sendikadan istifa edin,” şeklinde söylemler, baskılar hala devam ediyor.

Burası çok büyük bir işçi havzası, ama biz küçük bir yerdeyiz, tabii buradan servisle geçen giden arkadaşlarımız oluyor ama daha büyük çağrılar olacak mı? Mesela diyelim ki Çiğili Organize’nin girişine, Karşıyaka’ya, Alsancak’a….Ona yönelik hazırlıklar var mı?

Gürsel Köse: Var, var. Şimdi el ilanlarını hazırlıyoruz. Büyük ihtimalle önümüzdeki hafta başlayacağız ona. Nerede mesela Karşıyaka Çarşı girişinde, Konak Meydanı’nda, burada… Bu mağduriyet kamuoyu tarafından, halkımız tarafından da bilinsin diye bildiri metinleri hazırlayacağız. Bunu dağıtacağız. Zaman zaman, sürekli. Ve diğer kardeş sendikalarımıza, özellikle burada örgütlü olan işyerlerine… Bunu zaten paylaşıyoruz da, onu da beraber ortaklaştırıp bir takvime bağlayıp, haftada en az iki gün üç gün… Keşke her gün gelebilseler tabii.

İşçi arkadaşlarla beraber ortak basın açıklaması. Bunları bir takvim haline getireceğiz. Zaten yarın (bugün- 13 Kasım) Aydın’a gideceğiz. Aydın’da büyükşehir belediyesi tarafından işten atılan arkadaşlar var, Sosyal-İş’in üyeleri. Yarın DİSK’in Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da katılacağı büyük bir miting var orada. Ona katılacağız TARİŞ işçileri olarak pankartımızla beraber. Daha sonra burada, Çarşamba günü, DİSK’e bağlı o diğer kardeş sendikalarla bir başkanlar kurulu yapılacak, Arzu Çerkezoğlu’nun da katıldığı. Orada bir takvim belirleyeceğiz. Burada da kapıda, kitlesel bir basın açıklaması, sadece DİSK’e bağlı sendikalar olarak değil, diğer KESK’e bağlı sendikalara, emekten yana siyasi partilere, demokratik kitle örgütlerine de çağrı yaparak burada miting gibi bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz.

Son bir soru soracağım. TARİŞ 80 öncesindeki direnişiyle, mücadelesiyle bilinen bir işyeri. Çiğli’de hemen hemen herkes, belli bir yaşın üstünde olanlar, TARİŞ’in direnişini bilirler. Hiç bu hafıza, anılar, TARİŞ’in geçmişi, bu mücadele sürecinde olsun, ilk örgütlenme sürecinde olsun, gündeme geliyor mu? Bunlar konuşuluyor mu? “Bak yapmış insanlar zamanında, koskoca darbe gelmiş, yine teslim olmamışlar, biz de yine yapılabiliriz” gibi bir algı var mı? Yoksa o hafıza silinmiş mi?

Gürsel Köse: Silinmiş tabii. Yani o canlı bir hafıza değil.

Murat Yılmaz: Şahsi olarak bende var ama herkeste olduğunu söyleyemem.

Gürsel Köse: O direnişi anlatıyoruz tabii. Yani TARİŞ’in bir geçmişi olduğunu ve bunun, Türkiye işçi sınıfına altın harflerle yazıldığını, ve hala bizlerin o direnişlerden güç aldığımızı, cesaret aldığımızı, bize yol gösterdiğini, ışık tuttuğunu, onu sürekli konuşuyoruz. Tabii, şimdi o zamanki abilerimize baktığımızda, tamam biz yetiştik o kuşağa da, 80’de benim yaşım 17’diydi. Ama hatırlıyorum yani. O direnişi, eylemleri. Gültepe olaylarını. Çok iyi biliyoruz.

Bir de mesela, TARİŞ İplik nerede? Yerinde yeller esiyor. Burada Organize Sanayi’deydi. 5 sene, 6 sene TARİŞ İplik Birliği sattı. 5 bin kişi çalışıyordu. Ki genel müdürlüğün önünde günlerce, günlerce eylem, direniş yapıldı. Niye yapıldı, biliyor musunuz? Makinalar satılsın, işçilerin alacakları verilsin. İşçiler bunu talep ettiler. Makinalar satılsın, hakkımız verilsin. Yani TARİŞ’i yöneticiler bu duruma getirdiler. 5 bin kişilik işyeri, fabrikayı, makinaları sattılar, yerini de sattılar, binası minası da kalmadı. Hemen diğer tarafta, karşı tarafta, Kahramanlar’da pamuk yağı kombinası vardı, 900 kişi çalışıyordu. Devasa bir yeri vardı. Orayı da sattılar, o ikiz kuleler var ya Bayraklı’da, Folkart, onlara sattılar Yani TARİŞ’in, tabir-i caizse, bunlar…

Canına okudular.

Gürsel Köse: Elbette! Yani o eski TARİŞ kalmadı. Eskiden TARİŞ’te, sadece İzmir’de 20 bin kişi çalışıyordu. Bak, stadyum var, hani yıkılan var ya, Alsancak Stadyumu, onun karşısında TARİŞ’in incir ve üzüm işletmeleri vardı. Kahramanlar’da, Roman vatandaşlarımız, hepsi orada çalışırdı. İş çıkışı o yol kapanırdı, otobüsler geçemezdi iki saat. Karşıya böyle yürüyerek çıkarlardı paydosta. En az 7 bin 8 bin kişi çalışıyordu. Yerinde yeller esiyor. Bırakmadılar o işletmeleri. Aynı zamanda, o kadar küçülttüler ki, yani yağmadılar. Peşkeş çektiler.

Şimdi burada, düşünün 144 tane işçinin olduğu yerde 50 tane müdür olur mu? 3 kişiye bir tane müdür var burada. Ve maaşları da, biraz önce Murat söyledi, 20 bin liranın altında burada müdür maaşı yok. TARİŞ’in mücadelesine gölge düşürdüler. İhanet ettiler yani. Şu andaki TARİŞ’i yönetenler ihanetçi bir çete yani. Başka bir şey değil.

Ki, hala o kadar korkuyorlar ki, birinci günü, ikinci günü görseydiniz buraları siz, özel timler, panzerler, bilmem neler, çevik kuvvetler… Hala o ruhtan korkuyorlar. Biz gurur duyuyoruz. “Aman, buradaki kıvılcım büyür mü? Acaba Haziran Direnişi’ne dönüşür mü?” Aslında bu ülkeyi yönetenler, evet işçi sınıfının birlikteliğinden, gücünden korkuyorlar ama maalesef, bunu tabanda bir türlü beceremedik. İşçi sınıfı bir o birlikteliği, beraberliği, ortak mücadeleyi, konfederasyon ayırmadan, onu bir becerebilsek, ki onu taban becerecek de, yukarıdaki yöneticiler bırakmıyor ama yine de becereceğiz. Çok güzel şeyler olacak. Ama, bunu da böyle kazanacağız. Biz inanıyoruz.

Murat Yılmaz: Yeri gelmişken şunu eklemek istiyorum. 80 öncesindeki TARİŞ Direnişi tabii ki işçi sınıfı kazanımları anlamında çok önemli. Ama halihazırda devam eden Flormar Direnişi, Cargill Direnişi, bizim için örnek teşkil ediyor. O direnişlerden de öğrenecek çok şeyimiz var. Çok çok sevgi ve selamlarımızı gönderiyoruz.