Sarı Yelekliler Hareketi Geçinemeyenleri Görünür Kıldı

Fotoğraf: AFP

Çeviri: Nazlı Bülay Doğan

Kasım ortasından beri Fransa’nın dört bir yanında 100 binlerce kişinin katıldığı eylemler devam ediyor. Ek akaryakıt vergisine karşı başlayan protestolar, kısa zamanda hükümet politikalarına öfkeli kitlelerin sokaklara dökülmesine sebep oldu. Akaryakıt zamlarından en çok etkilenen araba kullanıcıları için zorunluluk olan sarı yeleklerden ismini alan sarı yelekliler hareketi tüm şiddetiyle devam ederken, biz de Libération Gazetesi’nden Lilian Alemagna’nın 23 Kasım 2018’de CNRS (Bilimsel Araştırmalar Ulusal Merkezi) araştırma direktörü Romain Pasquier ile yaptığı röportajı gecinemiyoruz.org için Türkçeleştirdik. Pasquier’ye göre talepleri birbirinden çok farklı olsa da; sarı yeleklilerin öfkesini anlamak için Fransa’da 2013 yılından beri süregelen vergi baskılarına bakmak gerekiyor.

Size göre bu hareket, Fransa’daki bölgesel kırılmaları ortaya çıkarıyor mu?

Bence, evet. Hatta birçok kırılmayı ortaya çıkarıyor. Kırsal alanlardaki, küçük, orta boy ve büyük şehirlerdeki gerçeklikler birbirinden farklıdır. Fransa’yı sadece şehirlerden ve bu şehirlerin çevrelerinden ibaret görmemek lazım. Çevre de kendi içinde çeşitlidir. Birkaç yıldır alt ve alt-orta sınıf, yaşam biçimlerinin küçümsendiğini, alım güçlerinin düştüğünü hınçla hissediyorlar ve eskisinden daha az sosyal hizmete erişebildiklerini fark ediyorlar. Bunlar özel mülkiyete inanmış, kendilerine ev satın almış, işe gitmek için sabah erkenden kalkan insanlar. Ama bunlar aynı zamanda, sağlık güvencelerinin yeterli olup olmadığını, çocuklarının bir geleceği olup olmadığını sorgulayan insanlar… Bu “modern zamanlar ayaklanması” geçinemeyenlerin, bu zamana kadar ayaklanmanın yollarını arayıp da bunu yapacak yolları bulamayanların görünür olması aslında. Çekilen sıkıntıyı görünür kılan bir nefes bu.

Nasıl bir “hınç”tan bahsediyorsunuz?

Bazı yakın tarihli çalışmalar, mutlak değer açısından alım gücünde bir yükseliş olduğunu gösteriyor. Ancak mevcut gerçek gelire baktığımızda, sabit giderlerin arttığı gözüküyor: barınma, enerji, telefon… 2013’ten beri çok şiddetli olan vergi baskısı da merkez çevre arasındaki yarılmayı yeniden canlandırıyor. Bunu, siyasi, kültürel ve ekonomik üç boyuta ayırabiliriz.

Bu ne anlama geliyor?

Merkezi karar alma mekanizması Fransa’da halen çok kuvvetlidir. Paris’te alınan kararlar, halen yatay ve birbirine sadece belirli noktalardan bağlanmış bir toplum için katlanılamaz oluyor. Kültürel planda, “Parisli elit” Bicoop’tan[1] alışveriş yapma ve elektrikli scooter kullanma gerekliliği üzerine kurulu bir yaşam tarzına terfi ederken, geri kalan insanları küçümsüyorlar… Birçok insan elektrikli otomobile geçmeyi ister elbette; ama ayda 1200 Avro kazanırken, bu biraz daha zor bir iş! Son olarak da, 2008 Krizi’nden beri ekonomik sıkıntı çeken bölgeler özellikle ülkenin Kuzeyi ve Doğusu. Bu krizi atlatmak için önceki hükümetler vergi yükünü çok ciddi biçimde yükselttiler. Şu andaki iktidar tüm bunların ceremesini çekiyor.

Çelişkili bir biçimde bu yeni vergiler tam da konut vergisi düşerken ve sosyal sigorta primlerinin kaldırılmasıyla net gelirler artarken geliyor…

Evet; ama bu düşüş insanlar için pek de görünür değil. Bundan yararlanan bazı yerel topluluklar için bunun anlamı düşük ücretlere her ay eklenen 10 avro gibi bir rakam. Sıvı yakıtlarla ilgili mesele ise işin fünyesi. Vergideki bu artış, buradaki gerçeklikler göz önüne alınmadan yukarıdan, uzaydan gelmiş gibi hissediliyor.

Bir yandan da ülke hiç bu kadar merkezsizleşmemişti…

Evet ama bölgelerimiz halen daha Alman eyaletlerine ve İspanyol özerk bölgelerine göre daha az güce ve bütçeye sahip. Halen çok fazla belediyemiz var; bu nedenle daha güçsüzler. Öte taraftan, Hollande döneminde (2012-2017) ödeneklerin düşürülmesi ile birlikte işleyen çok belirgin bir finansal merkezileşmeye, Macron döneminde (2017-) de, devlette hiçbir kısıtlama yokken, belediyelerin harcamalarını kısıtlamaya yönelik finansal anlaşmaların oluşturulmasına tanık olduk. Kamu fonlarıyla ilgili tüm geçmiş skandallara rağmen, kısıtlama yapılması için gidilen yer bu belediyeler oldu.

Birbiriyle anlaşamayan “iki Fransa’dan” söz etmek mümkün mü sizce?

Bence birden fazla Fransa’dan bahsetmemiz lazım. Karikatürlerden uzak duralım! Yoksulluk mesela, en çok büyük şehirlerde vardır. Sarı yelekliler hareketinin içindeki kişilerin Fransa’sı, İkinci Dünya Savaşı’ndan 1970’lere kadar süren ekonomik refah dönemini yaşamış ve bugün ülkenin dönüşümünden muzdarip olan Fransa’dır.

Sarı yelekliler Bretonya’daki “kırmızı boneliler” hareketi ile aynı motivasyona mı sahip?

Bir bakıma evet; ama önemli farklar da var. Kırmızı bonelilerin eko-verginin geri çekilmesi gibi belirli bir amaçları vardı. Ve hareketin belkemiğini, 1960’ların köylü ayaklanmaları gibi harekete geçirici tarihsel mitlerin desteklediği güçlü bir Bretonya bölgesel kimliği oluşturuyordu. Aynı zamanda, bu uygulamaya karşı oluşmuş ekonomik bir yapı ve toplumsal dayanışma ile Tarım İşletmeleri Sendikaları Federasyonu üzerinden disiplinli bir örgütlenme de mevcuttu. Üstelik hareketin liderleri, hem aşırılıklara izin verebilecek hem de ihtiyaç anında bunları durdurabilecek durumda kişilerdi. Sarı yelekliler bunlara sahip değil. Aralarında anlaşma yok. Profilleri ve eylem amaçları birbirinden farklı… Şu an için, örgütlü bir yapılanmaya izin verecek bir kimlikleri yok. Sarı yelekliler tam olarak ne istediklerini bilmiyorlar. Ve buradan doğru, hükümet de onlara nasıl cevap vereceğini bilmiyor.

(Bu röportaj Libération’daki Fransızca orijinalinden gecinemiyoruz.org için çevrilmiştir.) 

[1] Organik ve sürdürülebilir tarımı destekleyen Fransız süpermarket zinciri.