Sosyolog Michel Kokoreff: Covid-19 Yoksul Mahallelerindeki Eşitsizliği Ortaya Çıkaran Güçlü Bir Etken

Fotoğraf: Geoffroy van der Hasselt. AFP

Sosyolog Michel Kokoreff’e göre salgın, polisin yoksul mahallelerde oluşturduğu cezasızlık halini daha da görünür kılıyor.

Çeviri: Nazlı Bülay Doğan

Karantinanın başlangıcından bugüne, banliyölerdeki durum için ne düşünüyorsunuz?

Havada isyan kokusu var. Bir yandan, bu bölgelerde yoksulluk başta olmak üzere toplumsal zorluklar biriktiği iyi biliniyor. Covid, yoksul mahallelerdeki eşitsizliği ortaya çıkaran güçlü bir etken. Sağlık hizmetlerinin ortadan kalkması uzun zamandır inkâr edilen bir olgu. Ön saflarda olan mesleklerin icrası (kasiyerler, kuryeler, ambulans şoförleri, hemşireler, vs.), çalışanların savunmasızlıklarını daha da arttırıyor. Bu durum, la Seine-Saint-Denis bölgesinde aşırı ölüm oranları görülecek olmasını açıklıyor. Diğer yandan, kontrollerin (Paris merkezi ve diğer şehirler dahil olmak üzere) yoksul mahallerine odaklanmış olması, ihlallerin en çok buralarda olduğu gibi bir aşırı temsile de yol açmış durumda. Karantinanın başlangıcından beri sadece la Seine-Saint-Denis bölgesi, para cezalarının %10’unun kesildiği yer oldu. Bu anlamda, karantina şartlarına uyulup uyulmadığına dair soru tehlikeli bir mesele. Rakamlar gösteriyor ki alınan tedbirlere uyum oranı, la Seine-Saint-Denis’de komşu bölgesi les Hauts-de-Seine’den daha düşük değil. Bunu öne sürmenin amacı hiç şüphesiz ağır müdahaleleri meşrulaştırmak ve bu yoksul mahallelerde yaşayan halkı bir kez daha yaftalamak içindir. Böylelikle bu kişiler, salgın zamanının günah keçisi olabilirler.

Son günlerde birçok olay meydana geldi. Bu durumun bulaşıcı olacağından endişelenmek gerekir mi?

Bu kesin değil. Var olan duruma bakıldığında, genel bir karmaşa ihtimali yok gibi gözüküyor. Yapılması gereken, 2005 isyanlarının hayaletini çağırmak yerine, kamu politikalarının hareketsizliğini ve korku yönetiminde bu bölgelerin toplumsal rolünü sorgulamaktır. Yoksulluk gibi yapısal zorluklara şimdi Covid-19’a bağlı konjonktürel zorluklar ekleniyor: hastanelerin dolması, gözetleme, kontroller. Bazı mahallelerde polis, sömürge ordusu gibi davranmaya devam ediyor. Bu cezasızlık kültürü yeni değil; ancak karantina zamanında daha da görünür oluyor. Aralık 2015’te olağanüstü hâl ilan edildiğinde, bazı kolluk güçleri bu rüzgârdan faydalanarak, yasa tarafından onlara tanınan istisnai koşullarda aramalara ve sorgulamalara başladılar. Terörist girişimlerle hiçbir ilgisi olmayan bir sürü müdahale meydana geldi. Bugünkü sağlık krizinde durum aynıdır. Ve bu durum sadece “banliyölere” özel değildir.

2005’ten bu yana yoksul mahallelerin değiştiğini düşünüyor musunuz?

Bazı mahallelerin fizyonomisi derinden değişti. Kentsel renovasyon projelerine on milyarlarca para yatırıldı. En sembolik örnek, Clichy-sous Bois’dır. Sefiller filminin çekimi içi doğduğu yere dönen yönetme Ladj Ly, mahallenin bazı yerleri tamamen yenilendiği için bazı sahneleri çekememiştir. Ancak yaşam koşulları daha iyi olsa da, gerçekte değişen pek bir şey yoktur. Ailelerin toplumsal durumu düzenlenmemiştir. 25 yaş altı işsizlik oranı halen daha ulusal düzeyin 3 ila 4 katı üzerindedir. Etnik ve ırka dayalı ayrımcılık hiç bu kadar belirgin olmamıştı. Kamu hizmetlerinden hoşnutsuzluk, devletin geri çekilmesi, baskıcı uygulamalar, yaftalama, islamofobi karşısında toplumsal organizasyonun en temel unsurları bir tarafta dinler, diğer tarafta uyuşturucu trafiği.

Karantinanın paralel ekonomi üzerindeki etkileri nelerdir?

Stokların azalması dışında, bir enerji sıçramasına ve bir intikam hissine sebep olduğu söylenebilir. Cevap vermek zor. Uyuşturucu trafiği, kaynakların yeniden dağıtımını sağlayan profesyonel bir örümcek ağı gibi. Bu hayatta kalma ekonomisi, sembolik bir ekonomi olarak da perçinleniyor. Avantajları sadece finansal değil. Birçok saha çalışması gösteriyor ki, uyuşturucu trafiğine katılmak, önemli biri olmak demek. Temsili olarak ne okul ne de yasal bir iş böyle bir bilinirlik sağlayamaz. Bu nedenle de en gençler üzerinde etkili oluyor. Aynı durumların tekrar tekrar oluşması beni her seferinde şaşırtıyor. Her jenerasyon bir önceki jenerasyonun açmazların kurtulmak istiyor; ancak aynı kısıtlamalara ve aynı risklere maruz kalıyor. Uyuşturucu pazarı büyüdükçe, arz güçlendikçe ve toplumsal plan olarak bu mahalleler için gerçekte hiçbir şey yapılmadıkça, sarmalın sonu gelmiyor. Düşüş devam ediyor.

Bu durumdan çıkmanın yolu var mı?

Bu durumu ifşa etmek ama aynı zamanda bakış açısını değiştirmek lazım. Örneğin, Paris bölgesinden Marsilya’ya, birçok şehirde uygulanmış olan girişimleri daha ileriye taşımak gerekir. Devletin eksikliklerine ve kolluk güçlerini mahallelere göndermesine karşı birçok kolektif, alışveriş yapmak, evlere bu alışverişleri bırakmak, yaşlı veya izole kişilere yardım etmek ve açlıkla boğuşan ailelere destek olmak için çaba sarf ediyor. Clichy-sous-Bois’da 8 gün içinde 50 palet yiyecek yüzlerce insana dağıtıldı. Mahallelerdeki tüm aktörler – uyuşturucu satıcıları dahil – bu dayanışmaya finansal olarak destek oldular. Daha genel olarak militan pozisyon alışlar, bugün gözlemlenen sürüklenmelere görünürlük kazandırıyor. Aynı zamanda, barınma, iş, okul ve demokratik hayat anlamında değişimleri zorunlu kılıyor. Güncel durumun yapısal sebeplerini ortaya koymak kadar bu mahallelerin öz-örgütlülük güçlerini ve çağrılarını görmezden gelmemek de önemli. Bu karmaşık sorun karşısında bu yol oldukça dar; ama siyasi olarak da son derece hayati.

 

Libération gazetesinde, 30 yıldır yoksul mahalleleri üzerine çalışan Paris-VIII-Vincennes-Saint-Denis Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesi Michel Kokoreff ile yapılan röportajı geçinemiyoruz.org için Nazlı Bülay Doğan Türkçe’ye çevirdi.