Yemeksepeti Banabi Çalışanı ile Röportaj | Çalışanlara Yönelik Tehditin Arttığı Yemeksepeti’nde Motokuryelerin Canı Tehlikede

‘’Şirket bize prim vermemek için yeni bir sistem getirdi. Bu sistemde telefonumuza düşen siparişi 30 saniye içinde kabul etmemiz isteniyor, etmezsek primimizden kesinti yapılıyor. Motor sürerken sipariş onayı için vakit bulamıyoruz, gelen siparişi 30 saniye içinde kabul edebilmek için direksiyonu bırakıp kaza yapan arkadaşlarımızın sayısı belli değil.’’

Röportaj: Rohat Can Uygur

Covid-19 salgınının başlangıcından beri Yemeksepeti Banabi’nin şubelerinden birinde çalışan motokurye; hak gasplarını, düzensiz vardiyaları, gün geçtikçe artan tehditleri ve hayatlarının değersizleştirilmesini Yaşar Usta Emek Portalı’na anlattı.

Yemeksepeti Banabi’de motorlu kurye olarak çalışmaktayız. Pandemi döneminde birçok zorluk yaşadık ve bu zorlukları fedakarlık yaparak göğüslememiz beklendi. İş yerinin gece çalışma ruhsatı olmadığı halde insanlara gıda tedariği yaptığımız zamanlar oldu. Kimse evinden çıkmasın diye hayatımızı riske atarak çalıştık. Bazen yoğunluktan molaya çıkamadık, bazen ise yemek yemeye vakit bulamadık. Pandemide işten çıkarmalar yasaklandığı için şirket bizi işten çıkaramıyor, buna karşılık daha fazla çalışmamızı istiyor. Haksız tutanaklarla, farklı şubelere gönderilmekle tehdit ediliyoruz. İtibarsızlaştırılıyoruz ve sorunlarımızla alay ediliyor. Yoğunluktan ötürü kimi zaman molaya çıkamıyoruz, yemek molasına çıkabilmek için kırk takla atıyoruz. Isınmaya, çay içmeye bile zaman vermiyorlar.

Şu an olduğu gibi, önceki sokağa çıkma yasaklarında da kaçak çalışmamız istendi. İşimizi kaybetme korkusu ile göz yumduk. Bu durumun (yasaklarda yasadışı olarak dışarıda bulunmamızın) cezai işlemi ve sicilimize işlenmesi durumunda ne yapılacağını sorduğumuzda ise cevapsız bırakıldık. Valilik onayı olmayan, uydurma izin belgeleri verilerek çalışmamız istendi. İlk zamanlar bu günlerin geçeceğine inanıyorduk ve işimizi kaybetme korkusuyla haksızlıklara boyun eğdik. Fakat şirket bunu alışkanlık haline getirdi. “Size maaş veriyoruz, istediğimizi yapmak zorundasınız,” diyerek sorunlarımızı çözmedi. Yaz aylarında uygun ekipman sağlanmadığı için kışlık mont ile motorun üstünde servis yapmak zorunda kaldık. Yeri geldi sağlığımızı koruyabilmek için sürüş ekipmanlarının ücretini kendi cebimizden vermek zorunda bırakıldık. Buna direndiğim ve yazlık mont istediğim için vardiyadan atılarak susturuldum.

Firma, ağırlık kotası olmasına rağmen güvenli sürüşe müsaade etmeyen, motosikletin taşıma kapasitesini aşan çok sayıda ürünü bir arada ulaştırmamızı istiyor. Motosikletin yük selesi doluyken onlarca litrelik damacana suyu da taşımamız gerekiyor. Vardiyaların birçoğu iş kanununa aykırı olarak yazılıyor. Bir gün gece çağrılıyoruz, bir gün ise gündüz. Kimi zaman vardiyalar arası dört beş saat uyuyup, yeniden işe çağrılıyoruz. İzin günlerimiz ve vardiyalarımız hafta içi dört beş kez değişebiliyor. Vardiyadan zamanında çıkamıyoruz. Her gün farklı alarm kurarak işe geliyoruz. Bunların üstüne, yasal olarak hakkımız olan mesai ücretlerini de firma işçilere ödemiyor. Vardiya süresince aralıksız beş saat ve üzeri çalıştığımız oluyor, genel sistemden (uygulamadan) mola talep ediyoruz. Bizlere gelen geri dönüş, eğer mola verirsen performans değerlendirilmesinin düşeceği uyarısı. Performans değerlendirmesindeki olumsuzluklar alacağımız ücreti negatif yönde etkiliyor. Uykusuz kaldığı için motor kazası yapan arkadaşlarımız oluyor. Bunu dile getirdiğimizde ise: “Şubenizi değiştiririz, sizi süreriz” tehditleriyle karşılaşıyoruz. İzinlerin iptal edildiği zamanlarda dinlenemeden çalışmak zorunda kalıyoruz.

Şirket bize prim vermemek için yeni bir sistem getirdi. Bu sistemde telefonumuza düşen siparişi 30 saniye içinde kabul etmemiz isteniyor, etmezsek primimizden kesinti yapılıyor. Motor sürerken sipariş onayı için vakit bulamıyoruz, gelen siparişi 30 saniye içinde kabul edebilmek için direksiyonu bırakıp kaza yapan arkadaşlarımızın sayısı belli değil.

Ekipman eksikliğinden dolayı hasta olup raporla işe gelemediğimiz durumlarda ise, devlet hastanesinden aldığımız raporlar kabul edilmeyerek primin yüzde 50’si kesiliyor. Raporlu olduğumuz günlerde işe habersiz gelmemiş sayılıyoruz. Şirket, çalışanlar ile karşılıklı olarak anlaşmadan, herhangi bir yeni iş sözleşmesi yapmadan, iş sözleşmesinde bir yenilemeye gitmeden, çalıştığımız yerler haricinde yeni anlaşma yaptıkları restoran, kafe gibi işletmelerin paket servis hizmetlerini de biz motosikletli kuryelere dayatıyorlar. Yapmış olduğumuz bu ekstra işler, biz çalışanlara maddi olarak bir getiri sağlamamakta.

Şirket, trafik kurallarına uymamız için bize güvenli sürüş eğitimi verdi; fakat eğitimin formalite olduğunu düşünüyoruz. Çünkü siparişleri olabildiğince hızlı götürmek uğruna kuralların dışına çıkmamız bekleniyor. Siparişler geciktiğinde “performans raporları” adı altında gönderilerek, performansımızın düştüğü ve kendimizi düzeltmezsek olacaklardan şirketin sorumlu olmayacağı söyleniyor. Kullandığımız motorlara düzenli bakım yapılmıyor ve motosikletlerin güven vermemesine rağmen, trafiğin yoğun olduğu 4-5 şeritli çevre yollarına ve otobanlara çıkmamız isteniyor. Yolda kamyon ve tırlardan dolayı can güvenliğimizin tehlikeye girdiğini söylediğimizde: “Gitmek zorundasınız” cevabını alıyoruz. Şirket gerek gördüğü zaman 50 km uzaklıktaki depo noktasına göndererek, gün içinde orada çalışmamızı istiyor fakat bilmediğimiz bölgede çalışmak istemiyoruz. Çünkü adres bilmediğimiz ve vaktimizin çoğu yolda geçtiği için prim alamıyoruz. Karşı çıktığımızda vardiyadan atılıyor ve mobbinge maruz kalıyoruz.

Can güvenliğimizin ve sorunlarımızın şirket için önemi olmadığını artık anladık. Bu haksızlıkların ve gerçekleşen iş kazalarının sosyal medyaya düşmemesi için elinden geleni yapan şirket; foyaları ortaya çıkmasın diye gösterdikleri çabayı sorunlarımızı çözmek için göstermiş olsaydı bunları yaşamazdık.